Esma-i Hüsna ile Dua ve
ibadet
Allah Teala, bizlere güzel isimleri ile kendisine dua etmemizi emretmiştir.
ilahı emir şöyledir:
"En güzel isimler Allah'ındır. O'na bu güzel isimlerle dua edin. Allah'ın
isimlerinde yanlış yola sapanları terk edin. Onlar yaptıklarının cezasını
göreceklerdir" (A'raf 7/180).
Allah Teala'ya, güzel isimleri ile dua iki şekilde olur. Birincisi, bu
isimlerden biri, birkaçı veya hepsi ile O'nu yüceltmek, övmek ve zikretmek
şeklindedir. ikincisi de, bu güzel isimlerle Allah Teala'dan bir şey
istemek, ilahı huzura ihtiyaç ve dertlerimizi açmak, onlarla yalvarmak
şeklinde olur. Kul, yüce Rabbi'ne hangi derdini açacak ise, ona uygun bir
ismi zikrederek dua eder.
Mesela günahlara bulanmış fakat içi yanıp pişman olmuş bir kul elini açıp,
"ya Gaffar = Ey günahları affeden, ya Rahim = Ey kullarına çok acıyan, ya
Settar = Ey günahları örten, ya Tevvab = Ey tövbeleri kabul eden Allah'ım,
beni affet" diyerek affını ister.
Başı darda kalıp bunalan bir kul, "Ya Rahman=Ey kullarına rahmet eden, ya
Alim=Ey kullarının halini en iyi bilen, Ya Hakım=Ey her işi hikmet üzere
olan, ya Azız=Ey her şeye ve herkese hükmü geçen, ya Kadır=Ey her şeye gücü
yeten AIiahım, benim şu sıkıntımı gider" diye dua eder. Diğer isimlerle
yapılan dualar da böyledir.
Allame Alusı (rah), Allah Teala'nın isimleriyle yapılacak en güzel duanın,
dil ile değil fiil ile olduğunu söylemektedir. İmam Gazali (rah), fiille
duanın nasıl yapıldığını şöyle anlatıyor:
"Bil ki, kulun kemale ermesi ve saadeti ele geçirmesi ancak Allah Teala'nın
ahlakı ile ahlaklanmakla yani O'nun isim ve sıfatlarının edebiyle
süslenmekle mümkün olur. Bundan, kul ile Allah arasında bir benzerlik olur
ve ikisi aynı konuma gelir zannedilmesin. Kulda ilahı ahlak ve sıfatlardan
bir derece bulunması mümkündür. Allah Teala bizlere hayat, görme, işitme,
konuşma, bilme, dileme, sevme gibi sıfatlar vermiştir. Bütün bunlar aynı
zamanda kendisinin sıfatlarıdır. Bununla, biz Allah'a benzedik, O'nun gibi
olduk denebilir mi? Heyhat, bu ne kötü bir anlayış."
Arifler demişlerdir ki: "Avam halk esma-i hüsnayı diliyle tekrar ederek,
kalbiyle Allah', yücelterek korku ve saygı içinde zikreder. Havas tabakası,
manalarını düşünerek ve onların kime ait olduğunu bilerek zikreder.
Mukarrebın makamındaki veliler ise, kalbiyle tamamen Allah'a yönelmiş,
Allah'tan gayri şeylerden gönlünü ve gözünü çekmiş bir halde esma-i
hüsnayı zikrederler. Onlar her zikredişlerinde ayrı bir mana, yeni bir
ilim, değişik bir zevk elde ederler."
Ariflerin belirttiği gibi, Allah Teala'ya hakkıyla kulluk etmek, O'nu
yakinen tanımak, O'nu sevmek ve O'nun tarafından sevilmek ancak bu
isimlerin hakikatini anlamaya ve onların nurundan bir nasip almaya
bağlıdır. Şuurlu bir ibadet de ancak bu şekilde mümkün olur.
Bir şeyi anlamanın yollarından biri de onu sıkça tekrar etmektir. Tekrar
edilen şeyler, hafızada yer eder. Bu şey ilahı isim ve sıfatlardan biri
olunca o bir çeşit zikir olur. Zikir, zikreden kimseyi zikrettiği zat ile
beraber eder. Allah Teala'nın,
"Siz beni zikredin, ben de sizi zikredeyim" müjdesi zikir ehli için ne büyük
bir saadettir.
Mesela Allah Teala'nın "es-Selam" ismini çokça zikreden, fikreden ve bu
şerefli ismin tecellilerinden bolca nasiplenen bir kul, önce bozuk
düşüncelerden fikrini, şek ve şüpheden kalbini, yalan ve iftiradan dilini,
haram ve zulümden fiilini temizler; kendisine ve başkalarına selamet olur.
Kimse ondan incinmez. Herkese selam verir, herkes ondan bir fayda görür.
işte o zaman gerçek bir müslüman olur. Müslüman, "es-Selam" ismine mazhar
olmuş kimsedir.
"el-Hakım=Her işini sağlam ve hikmet üzere yapan" ism-i şerifini çokça
zikreden, fikreden ve onun tecellilerinden nasiplenen bir kul, bütün
işlerini sağlam yapar, yerince davranır; sakat, bozuk, yersiz, sebepsiz iş
yapmaz.
Allah Teala'nın "Rezzak=yarattıklarına gereken rızkı veren" ism-i şerifinin
tecellisine mazhar olan kulun, kalbinde rızık endişesi, geçim kaygısı
kalmaz, Allah'a tevekkül ve teslimiyeti tam olur. Rızık ararken gafleti
değil, zikir ve sevgisi artar.
"Settar=Kusurları çok örten, ayıpları saklayan" ism-i şerifinin tecellisine
mazhar olan kul, insanlardan gördüğü her kusuru örter, onları yaymaz, kusur
sahibini halk içinde rezil etmez; özellikle kendisine karşı yapılan
kusurları görmezlikten gelir, affeder. Kendisinden meydana gelen kusurları
yüce Rabb'inin nasıl örtüp sakladığını, bunun ne kadar güzel bir şey
olduğunu gören kul, bu ahlaka ulaşmak için can atar. Böylece Allah Teala'nın
sevdiği güzel ahlak sahibi bir kul olur. Diğer ism-i şerifleri zikretmek,
fikretmek ve onların tecellilerinden nasiplenmek de bu manada gerçekleşir.
Akaidin temeli Allah Teala'yı tanımaktır. Allah'ı zikretmeden ve O'nun
boyasına boyanmadan Zat-ı Barı'yi ayne'l-yakın derecesinde tanımak mümkün
değildir. ilahı sıfatları sadece akaid kitaplarından okumak yeterli olmaz.
Kendi nefsimizde ve kainatta o sıfatların tecellilerini, hikmetlerini,
cilvelerini görüp okumadıkça, okuyup anlamadıkça, anlayıp Allah'a
koşmadıkça imanımız taklitte, sevgimiz dilde kalır.
Eğer, "Bu isimleri nerede, ne zaman, nasıl okuyalım?" denirse, deriz ki:
işte o güzel isimlerin tecellisi olan hayat ve kainat önümüzde duruyor. Biz
her gün onlarla iç içe hayat sürüyoruz. Daha doğrusu biz o güzel isimlerin
tecelli ve bereketiyle hayatta ve ayaktayız. Bizler ruhumuzla mana aleminde
yüzerken, anne rahminde şekil alırken, doğarken, büyürken, bir ömür bu
alemde yaşarken, ölürken ve öldükten sonra yeni hayatla tanışırken hep
ilahı isimlerin tecellilerine mahal ve mazhar oluyoruz. Bize düşen,
üzerimizde ve gözümüzün önünde cereyan eden şeyleri bir nebze düşünmek ve
bir gerçeği fark etmektir. O gerçek şudur: Alemde yüce Allah'tan başka
kendisine ibadet edilecek, boyun eğilecek, el açılıp bir şey istenecek başka
bir ilah yoktur.
Her gün görüp durduğumuz şu canlılar ve canlılık, yüce Yaratıcımızın "Hay"
sıfatının tecellisidir. Bunu gören ve fark eden uyanık kalpli bir mümin, "Ya
Hay" der, yüce Allah'ı zikreder. Aslında nefes alan her canlı, ta
ciğerinden gelen bir sesle ister istemez "hu hu" der, O'nu zikreder.
Yeryüzündeki ince düzeni, gök yüzündeki büyük intizamı ve kainatın ayakta
duruşunu gören uyanık kalpli bir mümin, "Ya Kayyum" der, yeri ve gökleri
kudretiyle ayakta tutan yüce Allah'ı zikreder.
Varlıklardaki değişik suret, şekil, çeşit ve renkleri gören uyanık kalpH bir
mümin, "Ya Musavvir" der, her bir canlıya ayrı bir renk, şekil ve suret
veren yüce Allah'ı zikreder.
Dört mevsim, her gün dağıtılan sayısız rızıkları, yaratılan yiyecek, içecek,
giyecek ve hayat sebeplerini seyreden uyanık kalpli bir mümin, "Ya Rahman",
"Ya Rezzak" der, bütün canlılara rızıklarını gönderen yüce Allah'ı zikreder.
Kalbinde azıcık iman, vicdanında birazcık insaf bulunan her insan bunca
nimetlerin başında, içinde veya sonunda muhakkak bir çeşit fikir ve zikirle
nimeti yaratanı hatırlamalı; O'nun adını zikretmeli, O'na bir derece hamd ve
şükür yapmalıdır.
Esma-i Hüsna ile
ilgili Bazı Edepler
Allah lafzı, yüce Yaratıcımız'ın özel adıdır. Sahih olan görüşe göre hiçbir
kelimeden türememiştir. Başka hiçbir varlığa isim olarak verilmemiştir,
verilemez de.
"Allah" ism-i şerifi, diğer bütün isimleri içinde toplar; hepsinin manasını
ihtiva eder. "Allah" ism-i şerifini zikreden bir 'mse, bütün esma-i hüsnayı
zikretmiş gibi olur.
"Allah" ism-i şerifinin dışındaki isimler, kullar için de kullanılabilir.
Ancak ismin önüne (kulu) manasına gelen "abdü" kemesini eklemek lazımdır.
Mesela Kadlr yerine Abdülkadir isi verilmelidir. Mana: Kadir olan Allah'ın
kulu olur. Aynı şekile Kerım yerine Abdülkerim, Samed yerine Abdüsssamed,
affar yerine Abdülgaffar isimleri verilirse, hem mana vakıaya uyar, hem de
kullanımda sıkıntı ortadan kalkar. Esma-i hüsnadan bazı isimler kullar için
doğrudan kullanıldığında anasını kula göre düşünürüz. Mesela Allah Teala
Kur'an-ı akim'de kendisini "el-Mümin" olarak vasıflandırmış, Peygamber'ine
tabi olanlara da "Mümin" ismini vermiştir. Lafızlar aynıdır, fakat manalar
farklıdır,
Esma-i hüsnadan bir isim zikredilince, peşinden "celle celalühü ve celle
şanuhü", yani "azameti ve şanı yüce olsun" anasındaki hürmet ve saygı
ifadesi eklenmelidir. Allah ism-i şerifinden sonra "Teala" demek yeterlidir.
Celle celalühü ifaesi de söylenebilir.
Esma-i hüsnayı çerçeve yaptırıp duvara asmakla yetinmemeliyiz. Bizden
istenen, onu ezberleyerek veya yazılı metinden okuyarak yüce Rabbimiz'i
zikretmektir. Ehlinin tavsiyesi ile, esma-i hüsna zikredilerek maddi manevi
birçok hastalık tedavi edilebilir. Bunun için ihlas, edep ve helal lokma
şarttır.
Esma-i hüsnayı günlük vird olarak okumak isteyenler bunu kendi
tercihleriyle değil, ehli olan bir alimin tavsiye ettiği usulde yapmaları
daha uygundur. Bir ilaç, zamanında ve usulünde alınmaz ise, çoğu defa
hastanın hastalığını artırır.
Allah
Allah : O'nun zat ve özel ismidir. Diğer isimler fiilleri, sıfatları ve
tecellileri ile ilgilidir.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"İsimlerin en güzeli Allah'ındır. Öyleyse O'na bunlarla dua edin."
(Araf,180)
Kur'an'daki Esma'ül Hüsna'dan ilk inen isimdir. Çünkü ilk inen ayet
besmeledir. Allah'ın doksan dokuz isminin en büyüğüdür.
Hz. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor:
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Kim
ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever."
Esmâ'ül Hüsna'nın bütün anlamını içinde toplar. Yüce Yaratıcı'nın diğer
bütün isimlerini kapsar. Bu yüzden el-Esmau'l-hüsna olarak bilinen bütün
isim ve sıfatlar bu ada yandırılır. Bu nedenle "Rahman, Rahim, Aziz, Gaffar,
Kahir Allah'ın adlarındandır deriz. " Ama Allah, Rahman'ın adlarındandır"
demeyiz..
Allah isimi Kur'an'da 2697 yerde geçmektedir.
Allah'ın güzel isimleri vardır. En güzel isimler O'nundur. Gerçi Allah
zatında birdir ve zatının ismi Allah'dır. Fakat sayı olan bir gibi eşi ve
benzeri bulunabilecek şekilde bir birlikle değil, eşi ve benzeri bulunmayan
üstün bir birlikle birdir. Zatında yalnızca vahid değil, birdir: İlâhî
hitapta yer alan "Biz, şehadet ettik, yarattık." gibi çoğul kiplerindeki
azamet ve ihtişam, işte ilâhî sıfat ve isimlerin bir araya gelmesinden doğan
azamet ve yüceliği dile getirir ki, Allah yüce ismi, bütün bu sıfat ve
isimlerin hepsini içine alan bir yüce isimdir. Allah ismi, Allah'ın kendisi
gibi, eşi ve benzeri olmayan bir isimdir. Sıfat ve isimlerin çokluğu, zatın
çokluğunu gerektirmeyeceğinden o isim ve sıfatların her biri Allah'ın eşsiz
özelliklerinden birine delalet eder. Âdem'e öğretilen de isimlerin en
güzelleridir.En güzel isimler Allah'a mahsustur. Öyleyse ey müminler, O'na o
isimlerle dua ediniz, O'nu onlarla çağırınız veya O'nu bu güzel isimlerle
adlandırıp anınız. Ve O'nun isimlerinde yamukluk edenleri terk ediniz.
Tenbih : Kul, Allah'a bütün kalbiyle bağlanmalıdır. Gözü O'ndan başkasını
görmemeli, O'ndan başkasına iltifat eylememeli, O'ndan başka hiç kimseden
bir dilekte bulunmamalı, O'ndan başkasından korkmamalıdır.
İhlasla "Yâ Allah" diye bir müslüman bu isme devam etse, duası kabul olunur.
Şeytanın şerrinden emin olur. Mutluluğa erişir. Duası kabul olur. Rızkı
genişler ve Allah'ın izniyle şifa bulur.
Rahman
Rahman : Esirgeyen, bütün canlılara nimet veren
Cenab-ı Hak buyuruyor:
Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Biz, Rahmanın dışında
tapılacak birtakım ilahlar kıldıkmı?" (Zuhruf, 45)
Bu sıfat dünyada hem müminlere ve hem de kafirlere şamildir. Çünkü Allah
dünyada mümine ve kafire rızık veriyor, hiç birisini ayırt etmiyor.
Rızıkları, ihtiyaçları ve her türlü iyilikleri ihsan husunda rahmetini
mahlukatından hiç esirgemeyen anlamında olan Rahman, Rahim isminden daha
geniş kapsamlı bir mana ifade eder.
Rahmân, Yüce Allah'ın hem ismi hem de sıfatıdır. Bu isim, Allah lafzına
bağlı olarak zikredildiğinde sıfat anlamındadır. Ancak Kur'an'da bu şekilde
değil, özel isim olarak kullanılmıştır. Bu isim sadece Allah'a has özel
isimlerden olduğu için daha çok bir isme bağlı olarak değil; yalnız
zikredilmesi hoş karşılanmıştır. Rahman'ın bu şekilde kullanılması O'nun
Rahman sıfatına ters gelmez. Çünkü Allah ismi de uluhiyet sıfatına delalet
ettiği halde hiç bir zaman başka sına ait bir sıfat olarak zikredilmemiştir.
Kur'an'ın ilk ayeti olan Besmeledeki Rahman ve Rahim sıfatları arasındaki
fark, Allah teala, Dünyanın Rahmanı ve Ahiretin Rahimidir cümlesinde veciz
bir şekilde dile getirilmektedir. Rahman vasfı gereği Cenab-ı Hakk, dünyada
bütün canlılara, mümin-kafir ayırımı yapmaksızın bütün insanlara, şefkat ve
merhametle davranmayı kendi nefsine farz kılmıştır.
Yüce Allah bir kudsi hadiste şöyle buyurur: "Rahmetim gadabımı geçmiştir."
Tenbih : Kul, önce Allah'ın gafil kullarına merhamet edip onları olanca
güçleriyle onları Allah yoluna vaaz ve nasihat etmek suretiyle çevirmeye
çalışmalıdırlar. Bu konuda şiddet yolundan ziyade yumuşaklık ve şefkat
yollarını tercih etmelidir. Asilere de merhamet gözü ile bakmalı, eziyet ve
zulüm nazarı ile bakmamalıdır.
Müminin başlıca gayesi, insanlardan ortaya çıkan her mâsiyet sanki kendi
nefsinden ortaya çıkıyormuş gibi, o masiyeti onlardan bertaraf etmeye olanca
gücüyle çalışmalı ve bu suretle onları Allah'ın gazabına uğramaktan
kurtarmak olmalıdır.
İhlasla "Yâ Rahman" diye bir müslüman bu isme devam etse, kalbi yumuşar,
zalimlerden emin olur, maddi ve manevi nimetlere nâil olur.
Rahim
Rahim : Bağışlayıcı ve merhamet edici
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O Rahmân'dır ve Rahim'dir" (Fatiha, 3)
"O, öyle Allah'tır ki, O'ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni
bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır." (Haşr, 22)
Cennette bize cemalini Rahim sıfatının tecellisi ile gösterecektir. Bu
muazzam isminden ve onun tecellisinden iman etmeyen ve imandan mahrum olarak
bu dünyadan göçenler istifa edemiyeceklerdir. Besmelede ve Fatiha'da her
zaman bu isimler sayesinde Cenab-ı Hak'tan rahmet ve merhamet istemekteyiz.
Kur'an-ı Kerim'in 115 ayetinde büyük çoğunluğu çok bağışlayıcı anlamına
gelen "gafur" sıfatı ile birlikte olmak üzere "rahim" sıfatı kullanılmıştır.
Bu da Cenab-ı Hakk'ın ne kadar bağışlayıcı ve merhametli olduğunu gösterir.
Dört ayettede "erhamü'r-rahimin (merhametlilerin en merhametlisi)" tamlaması
kullanılmıştır.
Tenbih : Kul gücü yettiği kadar muhtaç durumda olan kimselerin ihtiyacını
karşılamalı, yanında ve memleketinde ihtiyacını karşılamadığı hiç bir fakir
bırakmamalı. Muhtaçların ihtiyaçlarını ya para ile ya da nüfuzu ile veyahut
hayra delâlet etmekle, daha olmazsa zengin ve söz sahibi olan kişilere
başvurmak suretiyle karşılamalıdır. Bu saydıklarımızdan aciz olursa, o zaman
ona hayırlı dualar yapmak suretiyle onun hüzün ve kederini paylaşmalıdır.
Her kimse bu ismi "Yâ Râhim" her farz namazdan sonra yüz kere okursa gaflet
ve unutkanlıktan, gönül pekliğinden emin olur. Yine demişlerki, bir kimse
sabah namazından sonra Rahim ismini yüz kere okursa bütün yaratılanlar o
kimseye merhamet eder.
Melik
Melik : Herşeyin hakimi, bütün kâinatın hükümdarı.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Hak melik olan Allah pek Yücedir, O'ndan başka İlah yoktur; Kerim olan
Arş'ın Rabbidir." (Mü'minûn, 116)
Melik ismi, gerçek anlamda her yönüyle yalnız Allah içindir. Bu sıfat,
Allah'ın diğer bütün kemâl sıfatlarının var olmasını zorunlu kılar.
Melik ya da malik olma, malik olunan şey üzerinde istenildiği biçimde
tasarrufta bulunmayı gerektirir.
Bütün kainat Allah'ın mülküdür ve Allah mülkünde dilediği gibi tasarruf
sahibidir.
İnsan yeryüzünde halife olduğu için, kendisine yeryüzü mülkü üzerinde izafi
bir meliklik yetkisi tanınmıştır.
Herkesin belli bir tasarruf sahası vardır. Fakat bu tasarruf, hiç bir zaman
mutlak değil, sınırlı ve Allah'ın tanıdığı alanda sadece bir emanettir.
Allah Teâlâ için insanların meliki denirken, O'nun insanlar üzerinde mutlak
tasarruf sahibi olduğu anlatılmak istenir. Fakat şirk koşan insanlar,
Allah'ın melikliğini yeryüzünde ve dolayısıyla insanlar üzerinde tasarruf
sahibi olmak ve yeryüzündeki servetleri, yani mülkü diledikleri gibi
kullanmak için gasbetmeğe çalışırlar.
Tenbih : Kulun mutlak melik olması hiç düşünelemez. Çünkü onun her şeyden
müstağni olduğu söylenemez. Allah'tan başkasına ihtiyacı olmasa bile,
mutlaka daima Allah'a muhtaçtır.
Kullardan gerçek Melik o kişidir ki; Allah'tan başka kimsesi olmaz.
Allah'tan gayri her şeyden alakasını keser, bununla beraber asker ve
halkının kendisine itaat ettiği boyun eğdiği ülkeye sahip olur. Nasıl mı?
Şöyle: Çünkü onun öz ülkesi kalbi ve kalıbıdır. Askerleri ise, gazabı,
şehveti, hava hevesidir. Halkı ise: dili, gözleri elleri ve sair azalarıdır.
O, bütün bunlara hakim olup da kendisine boyun eğdirirse, işte kendi iç
dünyasında sultanlık derecesine yükselmiş demektir. Bir de buna insanlara
karşı olan ihtiyaçsızlığı hususu da eklenirse işte yeryüzünün sultanı olmuş
demektir.
"Yâ Mâlik" Bir kimse sabah namazından sonra bunu okumaya devam ederse o
kimse dünyalık ve ahiretlik olarak riyasetten emin olur. Halkın gözünde
hürmetli ve heybetli olur.
Hz.Hızır aleyhisselamdan nakledildiğine göre bir kimse bir hastanın hatırını
sormaya gittiğinde şifa niyetine
112 kere "Allahümme ente'l-melikü'l-hakku'llezi lâ ilâhe illâ ente yâ Allah
ve Selâmü ya Kâfi"
3 kere de "Yâ Şifae'l Kulûb" dese o hastanın hastalığı Allah'ın izniyle
sıhhate dönüşür.
Kuddus
Kuddus : Her türlü eksiklikten münezzeh, pek temiz.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Göklerde ve yerde olanların tümü, Melik; Kuddüs; Aziz; Hakim olan Allah'ı
tesbih eder."
(Cuma,1 )
"O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır;
Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah,
(müşriklerin) şirk kostuklarından çok yücedir." (Haşr, 23)
O, zatına yakışmayan her şeyden münezzeh, bütün vasıflarda en mükemmel,
tahdid ve tasvire sığmayan, öğülmeye layık kemal, fazilet ve güzellik
sıfatları kendinde olandır.
Kuddus ismi çok temiz ve çok pak manasına geliyor. O'nda hiç bir noksanlık
bulmak mümkün değildir. Kullar hata yapma sıfatına haizdir. Fakat Mevla ise
hata yapmaktan münezzehtir. Çirkin şeylerden uzaktır ve insanlarda beliren
bütün beşeri sıfatlardan münezzehtir.
Allah'ın son derece aciz olarak yarattığı insanlar hata yapar, unutur,
yanılır, gaflete düşerler. Aynı zamanda hem bedeni, hem ruhi yönden son
derece eksiklik ve acz içindedirler. Ömürleri boyunca bedenlerine bakmak,
yaşayabilmek için ona sürekli ihtimam göstermek zorundadırlar. Bedenlerini
biraz fazla çalıştırsalar, birkaç gün uykusuz, bir gün susuz bıraksalar son
derece aciz bir duruma düşmüş olurlar. Ancak herşeyin Yaratıcısı ve 'en
güzel isimlerin sahibi' olan Allah elbette tüm eksikliklerden münezzehtir.
Allah'ın sonsuz gücü, Yüceliği, aklı ve sınırsız ilmi Kuran'da insanlara
bildirilmiştir. Bir ayette Allah şöyle buyurmaktadır:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku
tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun
katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini
bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi
kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri
kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek
büyüktür. (Bakara, 255)
Müslüman daima Allah'ı yüceltmeli ve O'nu her türlü noksanlıktan tenzih
etmelidir. Sonra da bütün haramlardan, mekruhlardan, şüpheli şeylerden ve
yararsız mubahlardan kendisini arındırıp temizlemeli ve Mevla'sına ibadet
etmekle meşgul olmalıdır. Kendisi için yararlı olan ilimleri öğrenmeye ve
güzel ahlaki davranışlar kazanmaya çalışmalıdır. Beden ve ruhu arındırmanın
yolu, Allah'ı tanımak ve yararlı ilimler öğrenip onunla amel etmektir.
Bir kimse bu ismi her gün 100 kere okusa o kimsenin gönlü kederlerden
arınmış ve paklanmış olur.
Selam
Selam : Kullarına rahmet ve bereket ihsan eden, onları emin kılan
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır;
Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah,
(müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir." (Haşr,23)
Selâmette olan, selâmette kılan. 'Selâm' kelimesi Kur'anı Kerimde 33 defa
geçer ama bunlardan yalnız bir tanesi (Haşr, 23) Allah'ın ismi olarak
geçmektedir.
Resulullah buyuruyor:
"Ey Allah'ım! Sen Selam'sın; Selâm yalnız sendedir. Ey ikram ve celâl sahibi
olan! Sen ne yücesin."
Selâm ismi, Yüce Allah'ın kemalatının tümünün isbatını ve noksan sıfatların
tümünün O'ndan uzaklaştırmayı içermektedir. Bunun manası şöyledir: "Subhânallahi
ve'l-Hamdu lillah." Bu tesbih, yüce Allah'ın Ulûhiyyette ve tazimde tek
olduğunu kapsamaktadır. Ve aynı şekilde "Lâ ilahe illalahu vallahu ekber" de
Ulûhiyyette ve tazimde tek olduğunu kapsamaktadır. (3)
Her doğan ölüyor, her yeşeren kuruyor, her yapılan yıkılıyor. Yaratılanların
en değerlisi insan doğuyor, büyüyor, ihtiyarlıyor, hastalanıyor, acıkıyor,
uyuyor ve ölüyor. 'Selâm' olan Rabbimiz bütün bunlardan salimdir. İslâm
dinini indirerek selâmet yurdu olan Cennete davet eden, bu dünyada gönüller
arasına köprü olan selâmı, nezaket kurallarını öğreten Rabbimiz Mü'minleri
Cehennem azabından selâmette kılandır.
Allah'ın Selam sıfatı aynı zamanda cennete kabul ettiği kullarına selam
vermesi anlamına da gelir. Cenab-ı Hak:
"Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır)" (Yasin,58)
İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla
ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar.
(Furkan,75)
şeklinde buyurarak cennete giren insanlara sözlü olarak selam vereceğini
bildirir. Kuşkusuz Allah'ın selamı müminler için olabilecek en büyük
müjdedir.
"Yâ Selâm" Her kim bu ismi 161 kere hasta üzerine okusa o hasta sihhat
bulur.
Mümin
Mü'min : Gönüllere iman veren, kendisine güvenenlere emniyet sağlayan ve
ferahlık bahşeden
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O Allah ki, O'ndan başka İlah yoktur. Meliktir; Kuddûstur; Selam'ır;
Mü'mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir. Allah,
(müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir." (Haşr,23)
Bunun kısaca manası inanan demektir. Fakat bu mana biz kullar içindir. Allah
için olan mana yukarıdaki manadır. Mümin ismi kulun en seçkin ve en şümullu
ismidir. Cenab-ı Hak kulunu o kadar seviyor ki, kendine mahsus olan özel
ismi kuluna vermiştir. Tam anlamıyla müminlik sıfatlarını taşıyan insan için
dünyada ve ahirette sıkıntı yoktur. Sırat köprüsünden geçerken, cehennem
seslenerek: "Geç ey mümin, zira senin nurun benim narımı söndürüyor."
diyecek. Müminin derecesi bu kadar yüksek olacaktır.
Allah, kıyamet günü azap gören mü'minleri cehennemden çıkardıktan sonra
onlara derki:
"Mü'min benim, sizler de mü'minlersiniz"
Allah, sözünün doğru olduğunu ispatlayandır, mü'min kullarını imanlarında
yanıltmayan, onları doğru yola çıkarandır, kullarına va'dinde sâdık olandır,
insan kalbini şüphe ve tereddütlerden kurtararak imana kavuşturan, kalplere
iman bağışlayan; yaratıkların zulümden, muminleri azaptan emin kılan;
onların şahitliklerini kabul ve tasdik eden; taahüdlerini mutlaka yerine
getirendir.
İhlasla "Yâ Mü'min" diye bir müslüman bu isme devam etse, küfürden, şirkten,
yalandan, insan ve cin şerrinden emin olur. Her türlü hastalıktan kurtulur.
Müheymin
Müheymin : Gözetici ve koruyucu
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O Allah ki, O'ndan başka İlah yoktur. Meliktir; Kuddûstur; Selamdır;
Mü'mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir. Allah,
(müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir." (Haşr,23)
Görüp gözeten, her şeye şahid olan koruyan ve bekçilik eden de O'dur.
Müheymin kelimesinin aslı "Müeymin"dir. Kolaylık için kelimedeki hemze harfi
"ha" harfine dönüştürülmüştür. Arap dilinde bu tür dönüşümler vardır.
Müheymin, doğrulayıcı, tasdik edici ve güvenilir anlamındadır. Kur'an,
kendisinden önceki kitapları doğrulayan bir kitaptır.
Tüm evrenin kusursuz bir düzen içerisinde var olmasını sağlayan fizik
yasaları, onları meydana getiren Allah'ın, kulları üzerindeki İlahi
korumasına da en güzel delilleri oluştururlar.
İnsanların çoğunluğunun doğal karşıladığı pek çok özellik asıl olarak
Allah'ın kullarına olan merhametine ve İlahi korumasına işaret eder. Çünkü
düzeni ve birliği sağlayan yüzlerce fizik yasasının şu an oldukları
şekilleriyle var olmaları için hiçbir zorlayıcı neden yoktur. Allah
koruyucuların en hayırlısıdır.
"El Müheymin" Her kim bunu yazıp üzerinde bulundurursa bütn malı ve rızkı
Hak tealanın hıfzında ve emanında olur. Yine demişleerdir ki, bir kimse
gusül eyleyip bu ismi 100 kere okusa o kimsenin dışı parlak ve nurlu olur.
Aziz
Aziz : İzzet, azamet sahibi; her işte galip.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"..O, üstün ve güçlü olandir, hüküm ve hikmet sahibidir." (İbrahim,4)
Kur'an-ı Kerim'de doksanbir yerde geçmektedir. Fakat hiç bir yerde tek
başına zikredilmemiş; daima Esma-i Hüsna'dan diğer bir isimle beraber varid
olmuştur.
Allah'ın 'Aziz' sıfatı, O'nun hiçbir zaman mağlup edilemeyeceğini, her zaman
galip olanın Kendisi olduğunu ifade eder. Allah kainatta mutlak kuvvet
sahibidir ve O'ndan üstün hiçbir güç yoktur.
O hiç bir şekilde ve surette asla yenilgiye uğramayan, her şeye gücü
yetendir.
O, haksızlık yapılamayacak kadar güçlüdür.
O en üstündür, en yücedir, şeref ve izzet sahibidir.
Gayet izzetli, onurlu ve şanlıdır. Hiçbir şekilde mağlup edilmez, her işinde
gâlibdir. Yahut eşi benzeri yoktur ve gayet yüksektir. Yani, "Hiçbir şey
O'nun dengi olmamıştır." (İhlâs,4) âyetinde ifade edildiği gibidir. Bununla
beraber alçaklığı, ahlâksızlığı, küfür, zulüm, fesad, isyan ve küfran gibi
fenalıkları sevmez.
O'nun gücünü bilmek, O'nu hatırdan çıkartmamak, günahlardan uzaklaşmayı,
yararlı işlerle meşgul olmayı sağlar. Mutlak Hâkimin Allah'tır. Sevk ve
idare O'nun elindedir. O'nun koruma ve himayesi olmadan korunulamaz. O'nun
yardımı olmadan başarılı olunamaz. Acizliğini samimiyetle kabul etmek,
Allah'ın izzetini müşahede etmeyi sağlar.
"Yâ Âzizü" Her kim bu ismi kırk gün sabah namazından sonra 40 kere okursa
Cenab-ı Hak hazretleri onu hiç kimseye muhtaç eylemez.
Cebbar
Cebbar : Dilediğini cebir yoluyla yapan, kayıtsız şartsız herkese cebredecek
güçte olan, hiç kimse tarafından kendisine cebir olunamayan
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O Allah ki, O'ndan başka İlah yoktur. Meliktir; Kuddûstur; Selam'dır;
Mü'mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir. Allah,
(müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir."
(Haşr, 23)
Hüküm sahibi Allah'tır. O ne derse olur, muradı yerine gelir. Bir hadis-i
kudsisinde ""Ey kulum, sen murad edersin ben de ederim, Fakat senin muradın
olmaz, benim muradım olur." buyurmuştur.
Allah Teâlâ birçok fiilde insana irade vermiş ve hür yaratmış olmakla
beraber bütün isteklerini yerine getirmeye mecbur değildir. Dilerse,
dilediği anda iradelerini yok eder. Nitekim bir hadiste "Allah Teâlâ kaza ve
kaderini yerine getirmeyi istediği vakit, akıl sahiplerinin akıllarını
gideriverir ki, kaza ve kaderi onlarda yerine gelsin. Emri yerine gelince de
akıllarını onlara geri verir. Böylece de pişmanlık başlar." buyurulmuştur.
Dilerse onların akıl ve iradelerini yok etmemekle beraber isteklerinin
aksine kendi hüküm ve iradesini zorla üzerlerinde icra eder. Nitekim
Allah'tan korkmayan, emirlerine karşı gelmek isteyen âsiler, azaba ve cezaya
yanaşmak istemedikleri halde, vakti gelince cezalarını çekmeye mecbur
olurlar. Hâsılı Allah Teâlâ'nın mutlak iradesi altında mağlub ve mecbur
olmayacak hiçbir şey tasavvur olunamaz.
Ey Cebbar olan Allah'ım! Seni tanıyan birinin, herhangi bir iş için
başkasından yardım dilemesine şaşarım. Seni tanıyan birinin, senden başka
birisine yönelmesine şaşarım.
İhlasla "Yâ Cebbar diye bir müslüman bu isme devam etse, herkes tarafından
sevilir, insan ve şeytanın şerrinden emin olur.
Mütekebbir
Mütekebbir : En büyük ve en yüce olan, büyüklüğünü, ululuğunu her an ve her
yerde gösteren
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O Allah ki, O'ndan başka İlah yoktur. Meliktir; Kuddûstur; Selam'ır;
Mü'mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir. Allah,
(müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir."
(Haşr, 23)
Kudsi bir hadiste Allah şöyle buyurmuştur: "Büyüklük ridam (dış elbise),
yücelik ise izarımdır (iç elbise). Bu ikisinden biri üzerinde benimle
çekişeni ateşe atarım." Bu durum büyüklük ve yüceliğin Allah'ın kemal
sıfatlarından olduğunu ortaya koymaktadır. Diğer varlıkların bu sıfatlara
sahip olduklarını iddia etmeleri gerçek dışıdır. Böyle bir iddia onların
eksikliğini ve haddi aştıklarını gösterir.
Müslüman, sevap elde etmek ve cezadan kurtulmak için değil, sadece Hak için
hakka ibadet etmelidir. Aksi halde yaradılmış olan bir şeyi amaç edinmiş ve
buna ulaşmak için hakkı aracı yapmış olur. Oysa Hak ve doğru olan bu
değildir. Hiçbir karşılık beklemeden yalnız Hak için Hakka ibadet etmek,
bütün durumlarda Allah'ı yüceltmeyi, büyüklüğüne içtenlikle saygı duymayı,
adi ve alçak olan bütün şeylerden uzak durmayı gerektirir.
"Yâ Mütekebbir" Bir kimse hanımıyla beraber olmadan önce 10 kere bu ismi
okusa ve ondan sonra onunla beraber olsa ona Hak teala hazretleri salih bir
zürriyet verir.
Hâlik
Hâlik : Yaratıcı
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi
rızıklandıran Allah'ın dışında bir başka Yaratıcı var mı? O'ndan başka İlah
yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?" (Fatır, 3)
İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka İlah yoktur. Herşeyin
Yaratıcısı'dır, öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir."
(En'am 102)
Allahu Teâlâ her şeyin Halikidir ve bu O'nun subuti sıfatlarındandır. O'ndan
başkası için bu sıfat kullanılamaz. Yaratma, örneksiz var etmektir. Allah
Teâla yaratan, O'nun dışında her şey yaratılandır. Her şey O'nun emrinde ve
hizmetindedir. O'ndan başka bir yaratıcı yoktur. Bütün her şey, gökler, yer,
ikisi arasında ve içinde bulunanlar, bunların hareketleri, kımıltıları,
rızıkları, ecelleri, sözleri, ve fiilleri yaratılmıştır. Bunların tek
yaratıcısı Hz.Allah'tır.Bütün varlıklar sonradan yaratılmış ve yoktan var
edilmiştir. Her şey O'nddan başladı ve yine O'nda son bulacaktır.
Kulun bu isimde hiç bir rolü yoktur. Kullara bu isim verilmez ve onlara
yaratıcı denilmez ancak çok uzak bir ihtimalle mecazi anlamda denilebilir.
Çünkü yaratmak ve icad etmek, ilmin gerektirdiği şekilde gücü kullanmaktır.
Allah, kula ilim ve kudret vermiştir. İnsan çalışması sayesinde, bazı
şeyleri icad edebilecek dereceye yükselirse, o şeylerin mucidi sayılır. (4)
Allah'ın gücünün benzersizliği ve herşeyi hakimiyeti altında tuttuğu
ayetlerde şöyle haber verilir:
Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu
olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi
bilendir. (Enam, 101)
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki:
"Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç
yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen
(a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur
eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar
buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah,
herşeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır." (Rad, 16)
Kendi derilerine dediler ki: "Niye aleyhimizde şahitlik ettiniz?" Dediler
ki: "Herşeye nutku verip-konuşturan Allah, bizi konuşturdu. Sizi ilk defa O
yarattı ve O'na döndürülüyorsunuz." (Fussileti, 21 )
"Yâ Hâlik" Bir kimse bu ismi gece okusa Hak sübhanehu ve teala hazretleri
bir melek yaratır. bu melek de kıyamet gününe kadar ibadet eder ve sevabı o
kimsenin olur. (8) Çocuğu olmayan bir kadın, yedi gün oruç tutup iftar
vaktinde "Yâ Musavvir, Ya Bari, Ya Hâlik" isimlerini su üzerine 21 kere
okuyup üfürse ve o sudan iftar eylese Cenab-ı hak bu isimlerin hürmetine
makbul bir çocuk ihsan eder."
Bâri
Bâri : Her şeyi düzenli bir şekilde yaratan
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O Allah ki, Yaratan'dır, kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir.
En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih
etmektedir. O, Aziz, Hakimdir."
(Haşr, 24 )
Bâri'dir. Yani öyle temiz yaratıcı ki yarattıklarını temiz ve sağlam bir
nizam üzere seçip düzenleyerek ve tamamlayarak birbirinden farklı
özelliklerle yaratır.
Cenab-ı Hak ne yaratmışsa düzenli bir şekilde yaratmıştır. Dikkat edilecek
olursa yaratılan her eşya ve insanın diğer mahluklarlarla bir ilgi ve bir
bağlantısı bulunuyor.
Kulun bu isimde hiç bir rolü yoktur. Kullara bu isim verilmez ve onlara
yaratıcı denilmez ancak çok uzak bir ihtimalle mecazi anlamda denilebilir.
Çünkü yaratmak ve icad etmek, ilmin gerektirdiği şekilde gücü kullanmaktır.
Allah, kula ilim ve kudret vermiştir. İnsan çalışması sayesinde, bazı
şeyleri icad edebilecek dereceye yükselirse, o şeylerin mucidi sayılır.
Allah'ın yaratıcı olduğunu kabul etmek, O'nun aynı zamanda Bâri olduğunu da
kabul etmektir. Allah'ın yaratıcı ve Bâri olduğunu kabul eden, kendisinini
daima bir halden bir hale geçtiğini ve sonuçta bu varlığının mutlaka son
bulacağına inanır. Bu inanç ona, Allah'a tam bir teslimiyetle teslim
olmasını sağlar. Olayların gerçek yaratıcısının Allah olduğunu bilen kimse,
meydana gelen olaylardan derinden etkilenmez, kalbini derin üzüntüler
sarmaz, sırlarının bilinmesinden korkmaz. O'nun yasaklarından şiddetle
kaçınır ve daima O'na sığınarak korunur.Bu ismi bilen, her şeyin Allah
elinde olduğunu ve O'nun emriyle gerçekleştiini bilir. O'ndan başka
yaratıcının olmadığını anlar. O'nun bütün emir ve yasaklarını samimiyetle
uygular.
Çocuğu olmayan bir kadın, yedi gün oruç tutup iftar vaktinde "Yâ Musavvir,
Ya Bari, Ya Hâlik" isimlerini su üzerine 21 kere okuyup üfürse ve o sudan
iftar eylese Cenab-ı hak bu isimlerin hürmetine makbul bir çocuk ihsan
eder."
Musavvir
Musavvir : Tasvir eden, herşeye şekil ve suret veren
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O Allah ki, Yaratan'dır, kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir.
En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih
etmektedir. O, Aziz, Hakimdir."
(Haşr, 24)
Dünya üstünde yüz binlerce farklı türde canlı yaşar. Bu türlerin hepsi
birbirlerinden tamamen farklı görünüşlere ve olağanüstü özelliklere
sahiptir.
Mesela bir kelebeğin kanatlarındaki kusursuz simetriyi ele alalım. Her bir
kanadın üstü türlü şekiller ve etkileyici renklerle bezenmiştir. Bu şekiller
ve renkler ne kadar karışık olurlarsa olsunlar, kanatlardaki benzersiz
simetri asla bozulmaz. Öyle ki bütün kelebekler, bir ressamın fırçasından
çıkmış gibi, göz zevkine hitap eden bir güzellik oluştururlar. Bu güzellikte
tecelli eden aklın bir kaynağı olduğu açıktır. Zira basitçe çizilmiş bir
resmin dahi bir ressamı vardır ve resmin kendi başına ortaya çıkması mümkün
değildir. O halde kimse, böylesine kusursuz yaratılmış ve bir sanat eseri
kadar estetik olan böyle bir canlı için tesadüfen var olmuş diyemez.
Bunların tümünü yaratan, tasarlayan, meydana getiren, bütün kainatın Rabbi
olan Allah'tır.
İnsanı yaratan, bedeninin dışındaki ve içindeki tüm sistemleri son derece
mükemmel bir şekilde tasarlayan Allah, bu kompleks yapıdaki her noktada
üstün yaratmasını ve izzetini göstermektedir. Örneğin insan bedeninin
çatısını oluşturan iskelet başlıbaşına bir mühendislik harikasıdır. Vücudun
yapısal destek sistemidir ve beyin, kalp, akciğer gibi hayati organların
korunmasını sağlar, iç organlara destek olur. İnsan vücuduna, hiçbir yapay
makina tarafından taklit edilemeyen üstün bir hareket kabiliyeti verir.
Dahası kemik dokusu çoğu kimsenin zannettiği gibi cansız değildir. Vücudun
ihtiyacına göre kalsiyum, fosfat vb. mineralleri depo eder veya daha önceden
depo ettiklerini vücuda verir. Bütün bunların yanı sıra kırmızı kan
hücrelerinin üretimi de kemikler tarafından yapılır. Ve bu bahsedilen çok
fonksiyonlu sistem, insan bedenindeki onlarca mükemmel sistemden yalnızca
bir tanesidir.
İşte bunların hepsini eşsiz bir dizayn ile yaratmış olan ve hala yaratmaya
devam eden Allah kudretinin tecellilerini bizlere sürekli göstermektedir.
Musavvir, bir şeyi dilediği zaman ona sadece: "ol" der, o da istediği şekil
ve biçimde oluverir. "Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Dilediği bir surette seni tertip etti." (Infitar, 8)
Bu yüzden musavvir, yaratmak istediğini istediği şekil ve biçim üzere
yaratandır.
Musavvir, organları birbiriyle uyumlu halde yaratan ve onlara dilediği
biçimi veren anlamına da gelir. Allah, insanı en güzel bir şekilde
yarattığını bize şöyle haber verir:
"Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık." (Tin, 4)
Çocuğu olmayan bir kadın, yedi gün oruç tutup iftar vaktinde "Yâ Musavvir,
Ya Bari, Ya Hâlik" isimlerini su üzerine 21 kere okuyup üfürse ve o sudan
iftar eylese Cenab-ı hak bu isimlerin hürmetine makbul bir çocuk ihsan
eder."
Gaffar
Gaffar : Günahları tekrar tekrar, çokça bağışlayan
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir." (Hacc, 60)
"Gerçekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup sonra da doğru
yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım." (Taha, 82)
"De ki: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın
rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar.
Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir." (Zümer, 53)
Günahları çok örten, mağfireti çok olan, kullarının günahlarını pek çok
bağışlayan.
Gaffar, kulların günahlarını örtmede mübalağa edendir. Öyle ki, bu günahları
ne dünyada ne de ahirette ortaya çıkarmaz.
Mümin, tövbe ve mağfiret ile ilgili olarak daima korku ile ümid arasında
bulunmalıdır.
Müslüman, ne kadar ibadet ederse etsin, Allah'ın azabından güven içersinde
olamaz; ne kadar günahkar olursa olsun Allah'ın mağfiretinden ve
bağışlamasından ümidini kesemez. Bundan dolayıdırki; vitir namazının son
rekatında okunması vacib olan kunut duaları sonunda "Ya Rabb; rahmetini
umar, azabından korkarız" diye dua edilmektedir.
"Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin." (Zümer, 53)
Bu âyetin, Kur'ân'da en ümitli âyet olduğu söylenir. Bununla beraber dikkat
edilmesi gerekir ki, bu ümit, günaha teşvik için değil, en günahkar
kimseleri bile bir an önce tevbe edip Allah'a yönelmeye teşvik için olduğu
hemen peşinden gelen iki âyetten açıkça anlaşılmaktadır.
Yüce Allah, bu dünyada güzellikleri ortaya çıkaran, çirkinlikleri ve
günahları örten, ahirette ise bu çirkinlikleri cezalandırmaktan vazgeçip
onları bağışlayandır.
Hz.Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor:
"Resûlullah (s.a.v) Rabbinden naklen buyururlar ki:
"Bir kul günah işledi ve:
"Ya Rabbi günahımı affet!" dedi.
Hak Teâla da:
"Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah
sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.
"Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve:
"Ey Rabbim günahımı affet!" der.
Alllah Teâla Hazretleri de:
"Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle
cezalandıran bir Rabbi vardır.
"Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve:
"Ey Rabbim beni affeyle!" der.
Allah Teâla da:
"Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muâhaze
eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!" buyurdu."
Kahhâr
Kahhâr : İsyankarları kahreden, hiç bir şekilde mağlub edilemeyen, üstün
gelinemeyen
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O, kulları üzerinde kahredici olandır.O, hüküm ve hikmet sahibi olandır,
haberdar olandır." (En'am,18 )
"...De ki: 'Allah, her şeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır.'
" (Ra'd,16)
Mülkün, üstünlüğün, güç ve kuvvetin tamamı tek ve kahhâr olan Allah'a
aittir. O'nun dışındaki her şey, mağlub ve yeniktir. Zalim ve zorbaların
belini kıran, isyankar ve haddi aşanların boyunlarını büken, dünyadaki
emellerine kavuşmalarına mani olan Allah'tır. Varlıların dilek ve istekleri
dahil O'nun dilemesi altındadır.
Yüce Allah buyuruyor:
"Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Gerçekten Allah, bilendir, hüküm ve
hikmet sahibidir" (İnsan, 30)
Allah insanlardan nasıl sıkıntıyı giderme gücüne ve onların kalplerine
ferahlık vermeye kadirse, onları büyük bir azapla kahretmeye de kadirdir.
Kuran'da Allah'ın Kendi Katından gönderdiği azaplarla helak olmuş
kavimlerden örnekler verilir. Bu insanlar hak dinden yüz çevirdikleri ve
Allah'a baş kaldırdıkları için sabah vakti, hiç şuurunda değillerken,
üzerlerinde dolaşan büyük bir felaketle yok edilmişlerdir. Allah inkar eden
toplulukların üzerine evlerini yerinden söken kasırgalar göndermiş,
üzerlerine balçıktan taşlar yağdırmıştır. Uyardığı insanların üzerine
onların içinde oturdukları şehirleri yerle bir eden sağanaklar isabet
ettirmiştir. Toprağın altını üstüne getiren depremleri üstlerine göndermiş,
tek bir çığlıkla hepsini yerin dibine geçirmiştir. Açıkça görüldüğü gibi
Allah'ın bir insanı kahretmesi hiçbir şeyle kıyaslanamaz.
Müslüman, gücü yettiğince Allah düşmanlarını mağlup etmeye ve onlara
üstünlük sağlamaya çalışmalıdır.
Allah'tan yüz çevirip başkasına dayanan mutlaka mağlup olacak, şeytanın
elinde birer oyuncak olacaklardır.
Fakat bütün bu sayılanlar Allah'ın dünya hayatında insanlara tattırdığı
acılardır. Ve onları yaptıklarından dolayı dünyada yaşarken kahretmesidir.
Ama asıl olan, insanın cehennemde görülmemiş bir azapla kahredilmesidir.
Allah'ın sonsuz rahmetine karşılık O'nun kadrini takdir edemeyen ve
nankörlük eden insanlar ahirette cehennem azabıyla karşılaşacaklardır.
Dünyada işledikleri suçların tam karşılığı ahirette kendilerine
verilecektir.
Allah onları cehennemin en dar yerine attığında, inkarcılara daha önce hiç
karşılaşmadıkları bir acı tattırır; cehennem ateşiyle yanan derilerini
yenileriyle değiştirir ve onların üzerine ateşten duvarlar örer. Öyle ki
insanın dünyada çektiği acılar cehennemde karşılaştıklarının yanında çok
hafif kalır. Nitekim Kuran'da cehenneme giren insanların Allah'ın
kendilerini öldürmesi ve azaptan kurtarması için yalvardıkları haber
verilir.
İhlasla "Yâ Kahhar" diye bir müslüman bu isme devam etse, düşmanlarına karşı
galip gelir, şeytani ve nefsani duygulardan emin olur.
Vehhab
Vehhab : Karşılıksız veren, sonu gelmeyen bağışların sahibi.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Yoksa, güçlü ve üstün olan, karşılıksız bağışlayan Rabbinin hazineleri
onların yanında mıdır?"
(Sad, 9)
Kullarına hiçbir karşılık gözetmeksizin tekrar tekrar ve çok çok bağışlarda
bulunan.
Bu isim Allah hakkında, kapsamlı ve geniş bağışa; hiçbir karşılık
beklemeksizin ve hiçbir amaç gütmeksiizin zorlanmadan daima vermek anlamına
gelir. Oysa O'nun dışında bağışta bulunan herkesin dünyevi veya ührevi, er
veya geç bir amacı ve çıkarı vardır. Bu yüzden mutlak hibe, yalnız Allah
için geçerli olup, bu sıfatın O'ndan başkası için kullanılması doğru
değildir. Zira hibeler dünyada ve ahirette hiçbir kesintiye uğramadan ve
tükenmeden daima Allah'ın kullarına doğru akar. Allah'tan gelen hibeler, bu
şekilde sonsuza dek artarak devam eder. Vehhâb ismii Allah'ın bütün fazlını,
ihsanını, keremini, geniş mülkünü ve adaletini kapsar.
Her müslüman Yüce Allah'ın gerçek hibe ve bağış sahibi olduğunu bilmeli,
O'nun mutlak Vehhâb olduğuna inanmalıdır. Bu üstün niteliği kazanmaya
çalışmalı, insanlara ve diğer varlılara dünyevi veya uhrevi bir karşılık
beklemeksizin hibe ve bağışlarda bulunmalıdır.
Müslümanın kendisine vacib olmayan, yalnız Allah'ın rızasını kazanmak için
yaptığı hayırlar ve iyilikler hibe sayılır.
Allah'ın sana hibe ettiklerinden sen de başkalarına hibe et..Allah'ın geçici
olarak sana emanet ettiği şeylerde sakın cimrilik etme. Zira O, sen verdikçe
sana daha fazla vereceğini vaat etmiştir. Cimrilik edip vermeyenin malını da
yıkıma uğratacağını bildirmiştir.
Eğer Allah sana, kişileri yüksek derecelere çıkaran önemli bilgiler ve
ilimler vermişse sen de hiçbir karşılık beklemeksizin bu bilgi ve ilimleri,
ihtiyaç duyanlara öğretmelisin. Ancak gizli sırlar ve bilgileri ehli
olmayanlara vermemeye dikkat etmelisin.
Büyük zatlar, bir kimse dua ettiği zaman 7 kere "Yâ Vehhâb" dese o kimsenin
duasını Allah teala kabul eder, demişlerdir. Bir şey isteyen, düşman elinde
bağlı kalan, rızkında darlık olan, ticaretinde ve kazancında çokluk ve
kârlıllık olmayan veya seyrü sülûkünde her hangi bir fethi olmayan kimse üç
gece veya yedi gece boyunca gece yarısı abdest alıp ve iki rekat namaz kılıp
başını açarak ellerini havaya kaldırarak Yâ Vehhâb" dedikten sonra
ihtiyacını Cenab-ı Hakk'a arzetse Allahü teala onun ihtiyacını karşılar,
sıkıntısını giderir.
Rezzak
Rezzak : Rızık ihsan edici, tekrar tekrar, bol bol rızık veren.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Allah, diledigine hesapsiz rizik verir." (Bakara, 212)
"Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah
rızıklandırır..." (Ankebût, 60)
Beslenerek yaşamaları için bütün canlıların rızıklarını veren yalnız Allah
Teala'dır. O'ndan başka rızık veren yoktur. Eğer Allah rızkı kulları için
bolca yaysaydı, yeryüzünde taşkınlık yapar ve azarlardı. Allah kullarından
dilediği kimsenin rızkını genişletir ve dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah
her şeyi hakkıyla bilendir. Kulun, her istediğini talep etmede helal
yollardan hareket ettikten sonra, Rabbine müracaat etmesi lazımdır.
Kuluna karşı çok şefkatli ve merhametli olan Allah, insanları içinde
sayılamayacak kadar çok nimetle dolu olan topraklarda yaşatır. Öyle ki insan
toprağı ekip biçmeden bile toprak yemyeşil ürünler ve başaklar verir.
İçinden sarı, kırmızı, yeşil, turuncu meyve ve sebzeler çıkar. Masmavi
denizlerin içi ise yine binlerce çeşit ve lezzette balıklarla doludur. Bütün
bunların yanında Allah insanlara hem yerdeki hayvanların etini, hem de
gökteki kuşun etini yedirir, hayvanların içinden tertemiz süt çıkarır,
arılara bal yaptırır... Bütün bunları insanlara Allah bağışlamaktadır.
Tenbih: Kul, Allah'tan başkasından rızık beklememeli, bu konuda O'ndan
başkasına dayanıp güvenmemelidir. Her müslüman, Allah'tan başka rızık veren
birmutlak Rezzâk'ın olmadığını bilmelidir. Eğer başkası, geçinmesi için
rızık veriyor görünsede gerçekte o, kendisine verileni vermektedir. O halde
sen de Allah'ın sana rızık olarak verdiklerinden başkalarına ver ki, Allah
sana daha fazlasını versin.
Muhtaç olduğun halde, aşırı düşkünlük göstererek rızık arama. bil ki
düşkünlükle rızık aranan sana takdir edilen rızkını kesinlikle artırmaz.
Sana ancak takdir edilen rızık ulaşır, fazlası değil. O halde kendini küçük
düşürerek rızık aramaktan vazgeç, onurunu ve izzeti nefsini koru.
Bir kimse sabah namazından önce evinin dört bir tarafına batıdan başlamak
üzere "Yâ Rezzâkü" diye 200 kere okursa o eve fitne ve kötülük gelmez.
Fettah
Fettâh : Hayır kapılarını açan, hüküm veren
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"De ki: "Rabbimiz (kıyamet günü) bizi birarada toplayacak, sonra da hak ile
aramızı ayıracaktır. O, (gerçek hükmünü vererek hak ile batılın arasını)
açandır, (herşeyi hakkıyla) bilendir." (Sebe, 26)
Taraflar arasında hüküm veren; birine yardım edip zafere ulaştıran; hayır ve
rahmet kapılarını açan O'dur.
Silah gücü, kelime cambazlığı ve basit mantık oyunlarıyla hakkı batıla
karıştırıp, içine zehir, dışına şeker konmuş öldürücü imansızlık tuzaklarına
yakalananlar gerçeği anlayamadan giderlerse, ahirette hak ile batılın
arasını 'el-Fettâh' olan Rabbimiz açacak ve herkes gerçeği görecek, ama iş
işten geçmiş olacak.
Çocuk ana rahminde iken çocuğa rızık kapısını açan, çocuk dünyaya gelince
bir kapıyı kapayınca annenin göğüslerinden iki kapıyı açan. Göğüslerdeki iki
kapı kapanınca acı-tatlı, yaş-kuru yiyeceklerden dört kapıyı açan O'dur.
Her müslüman, Allah'tan başka Hâkim olmadığına inanmalı ve O'nun hükmünden
başka hüküm kabul etmemelidir.
Müslüman, kapalı olan her şeyi ancak Allah'ın açabileceğini bilmelidir.
Kullarına rızık ve merhamet kapılarını açan, zor ve kitlenen işleri çözüp
açan, hakkı görmeleri için kalplerini ve gözlerini açan, sıkıntı ve
darlıktan sonra gönüllerini açıp ferahlık veren, anlaşılmayan kapalı her
sorunu kolaylıkla açan O'dur.
Ey Allah'ın kalp kilitlerini açtığı ve kendi katından üzerine nurlar
yağdırdığı kişi! Allah'ın kapılarını sana açtığı gibi sen de, ilim
anahtarlarıyla cahil ve bilgisiz kimselerin kapalı kapılarını açve onalrın
gönüllerini fethet.
İhlasla "Yâ Fettâh" diye bir müslüman bu isme devam etse, bütün zor kapılar
açılır, gönlünde büyük fetihler meydana gelir.
Alim
Alim : Her şeyi çok iyi bilen, hakkıyla bilen
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de,
gizlinin gizlisini de bilmektedir." (Tâ-Hâ, 7)
"Onlar bilmiyorlar mı ki, elbette Allah, onların gizli tuttuklarını da,
fısıldaştıklarını da biliyor. Gerçekten Allah, gaybın bilgisine sahip
olandır." (Tevbe, 78)
"... Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Enfal, 71)
Allah'ın bilgisine sınır yoktur. O her şeyi bilir.
Kur'an'da Allah'ın ilminin her şeyi kuşattığı ve O'nun herşeyi en ince
detayları ile bildiğini belirten birçok âyet-i Ker'ime vardır.
Olmuşları olduğu gibi, olacakları da, olmuşlar kadar açık ve seçik bilir.
Hiç bir şey ilminin dışında değildir.
Yaratıklar, onun müsaade ettiği kadar bilgiye sahip olabilirler. Ötesini
bilemezler. İnsanların bilgisi tam ve mutlak değildir; istikbali bilmekte
tamamen acz içersindedirler. Oysa Allah'ın bilgisi mekanla kayıtlı olmadığı
gibi zamanla da kayıtlı değildir.
Allah'ın kendi durumunu bildiğini bilen kimse içinde bulunduğu duruma
sabreder, O'nun verdiklerine şükreder, çirkinlik ve yanlışlıklardan kaçınır.
Allah'ın Bilgisi İle Kulların Bilgisi arasındaki Farklar
1- Allah'ın bilgisi bütün bilgileri kapsar. Kulların bilgisi ise son derece
sınırlıdır.
2- Allah'ın bilgisi, bilgilerin değişmesi ile değişmez. Oysa kulların
bilgisi böyle değildir.
3- O'nun bilgisi, duyular vasıtasıyla veya düşünce ile elde edilmemiştir..
Kulların bilgisi ise, duyularla veya düşünce ile elde edilir.
4- Allah'ın bilgisi, zorunlu olarak vardır ve asla kaybolmaz. Kulların
bilgisi ise kaybolma riski taşır.
5- Allah'ın bilgileri birbirine mani olmaz ve meşgul etmez. Kulların
bilgileri ise birbirine mani olabilir ve meşgul edebilir.
6- Allah'ın bilgisi sınırsız, kullarınki ise sınırlıdır.
7- Hiçbir şeyin bilgisi Allah'a gizli kalmaz.. O, açık ve gizli bütün
şeyleri bilir. O'nun için gizli olan bir şey yoktur. Kulların bilgisi ise
böyle değildir.
İhlasla "Yâ Alim" diye bir müslüman bu isme devam etse, maddi ve manevi ilim
kapıları kendisi için açılır.
Kabiz
Kabiz / Kabid : Ruhları kabzeden, canalan, sıkan, daraltan, rızkı belli
ölçülerde veren
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"... Ancak O’na döndürüleceksiniz." (Bakara, 245)
Kullarına kudretiyle ve iradesiyle muamele ederel maddi ve manevi alanda
daraltan manasındadır. El Kabız ismi Kur'ân'da isim olarak zikredilmemekle
birlikte Allah'ın kabzetmesi fiili olarak zikredilir.
Bütün canlılara hayat veren, ölüm anında varlıkların ruhlarını kabzeden
O'dur. Maddi yönden fakirleştiren ve daraltanında, zengin edip genişleten de
Allah'dır. Zenginken fakir olanları, güçlü iken zayıf olanları, yüksek
makamlardan düşenleri, bilginken bunayanları gördüğümüz gibi, fakirken
zengin olanları, Mekke'de zayıf görüldüğü halde Mine'de güçlenenleri,
Bilal-i Habeşi gibi kafirlerin kölesi iken mü'minlerin efendisi olanları,
Yusuf (s.a.v.) gibi hapishaneden Mısır'a sultan olanları, Ümmi iken kıyamete
kadar gelecek insanlara ilim öğreticisi olan Hz Muhammed'i yaratan O'dur.
Alan da veren de Allah'tır. Allah, dilediği kişinin imkanlarını artırarak
şükredip etmeyeceğini, dilediğinin de imkanlarını daraltarak nankörlük edip
etmeyeceğini dener. Dolayısıyla insanların sahip olduğu veya olamadığı
şeyler kendileri için bir kazanç değildir. Bunlar sadece geçici dünya
hayatını mı gerçek yurt olan ahireti mi istediklerini denemek için Allah'ın
yarattığı imtihanlardır.
Eğer kişi bu gerçeğin farkına varmaz ve elindeki herşeyi kendisinin zannedip
cimrilik yapar, Allah'ın dilediği şekilde harcamazsa o zaman Allah elindeki
imkanları daraltabilir. Tam aksi olarak elindeki herşeyin kendisine Allah'ın
rızasını kazanacak şekilde kullanılması için verildiğini bilen kişilerin de
imkanlarını artırır, dünyada da ahirette de onlara en güzeliyle karşılık
verir.
Kulun bu isimden nasibi, onun Allah'ın bizzat kendisinin vermiş
olduğunimetlerini tutmasını gerektirir. Bir başkasının eliyle verileni
değil. Zira mülk, Allah'ın dışında bir kimseye ait olmadığı gibi, veren de
allah'tan başkası değildir. Kul Kabiz ismiyle ahlaklanırsa sözleriyle, diğer
varlıkların kalplerini hk tarafına yönlendirir.
Bir kimse "Yâ Kâbiz" ismini kırk gün kırk lokma üzerine yazıp yese o kimse
açlık mihnetinden emin olur.
Basit
Bâsit : Ruhları bedenlere yerleştiren, genişleten, açan ve bolluk veren
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Eğer Allah, kullari için rızkı (sınırsız) geniş tutup-yaysaydı, gerçekten
yeryüzünde azarlardı. Ancak O, dilediği miktar ile indirir. Çünkü O,
kullarından haberi olandır, görendir." (Şura, 27)
Dilediği kullarının rızkını genişleten veya ruhlarını cesetlere yayan
anlamına gelir.
Allah, Kendisi'ne iman eden, kalpten itaat eden kişilere dünyada maddi ve
manevi bolluk, genişlik verir. Onların önündeki zorlukları açar. İman
edenler karşılaştıkları her türlü zorlukta, sıkıntıda ve hastalıkta yalnızca
Allah'a sığınırlar ve O'nu vekil edinirler. Bunun bir karşılığı olarak Allah
inkar edenlerin işlerini zorlaştırırken, müminlerin işlerini kolaylaştırır.
O istediği kulundan ihsan ettiği serveti evlad, hayat zevkini, gönül
ferahlığını alıverir, istediği kulunada yepyeni bir hayat, neşe ve rızk
bolluğu verir. Rızık, fakir ve zengin herkese ulaştırılır. Allah, rızkın
insanlar arasında eşit olmamasında derin ibretler bulunduğunu da beyan
buyurmuşturBolluk ve genişliğin en büyüğü, Allah'ın kalplere merhametini
yaymasıdır.
Tenbih: Kulun Bâsit ismini kendisine rehber edinerek ihtiyaç içinde olan her
insana hatta canlıya iyilikte bulunması gerekir. Her müslümanın Allah'tan
başka rızıkları genişleten ve daraltan kimsenin olmadığına içtenlikle
inanması gerekir. Kalpleri huzura kavuşturan, dilleri ve diğer bütün
organları kötülklerden arındıran, sahiplerini mutlu edenyine O'dur.
Bir kimse "Yâ Bâsit" ismini
Seher vaktinde elini yukarı kaldırıp 10 kere okuyup elini yüzüne sürse hiç
bir kimseye muhtaç olmaz.
Bu ismi şerifin 72 defa kıraatı insanın kalbinden gam ve kasveti giderir.
Yerine neşe getirir.
Hafid
Hâfid : Aşağıya indiren, alçaltan, değerini azaltan.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O aşağılatıcı, yücelticidir." (Vakia, 3)
Allah, bu dünyada ve ahirette mü'min kullarını yükselten, inkarcı ve
münafıkları da alçaltandır. Allah, dilediği kulunu indirir, dilediğini de
yükseltir. Kulların yükselmesi, alçalması, zenginleşmesi ve yoksullaşması
Allah'ın elindedir. Bil ki, asıl alçaltılmış kimse; ilâhi başarı ve
yardımdan yoksun bırakılandır. Başarısızlık ve ümitsizlik içinde bulunan,
nefsinin isteklerine yenilen, Rabb'inden bir iyilik görmeyen, kalbinde
Rabb'ine dönme gücü bulmayan, dualarına güvenme hissini kalbinde duymayan
kimsedir. Bu kimse terkedilmişlikle ödüllendirilmiştir. Daima meşgul ve
sıkıntı içindedir.
Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor: "Yüce Allah, bu kitapla nice milletleri
yükseltir, niceleri de alçaltır."
Dilediğini, kendince bilinen bir hikmet ile bir şekilde alçaltan, özellikle
suçlu olanları sonunda mutlaka buna maruz bırakan O'dur. Kendisini
tanımayan; emir ve yasaklarını dinlemeyen; yasaklarına açıkça karşı gelen,
asi, hain, ve mütekebbirler, müstehak oldukları için nihayet alçaltırlar.
Sebep bizzat kendileridir; haklarında Allah'ın geçerli kanunu işlemiş ve
suçu oldukları için buna muhatap olmuşlardır.
Tenbih: Eğer iktidar sahibi ise; Cahil, tembel, gafil insanlara asla önem
vermemeli ve onları yanından uzaklaştırmalıdır. Halka zulmeden, haksızlık
yapan, alenen günah işleyen kimselere engel olmalıdır. aynı şekilde
bid'atlere bulaşan kimselere de mani olmalı, onlara değer vermemeli ve
kendisinden uzak tutmalıdır. Eğer iktidar sahibi değilse, Allah'ın
kendisinden uzaklaştırıp, alçalttığı kimselerden de uzak durmalıdır. Eğer
buna gücü yetmiyorsa, Allah'ın yükselttiklerini sevmeli, alçalttıklarından
da nefret etmelidir. Çünkü Allah için sevmek veya nefret etmek, imanın bir
gereğidir.
Bir kimse üç gün oruç tutup dördüncü gün bir mecliste "Yâ Hâfid" ismini
70.000 kere okusa Hak sübhanehü ve teala o kimseyi düşmanın şerrinden korur.
Râfi
Râfi : Dereceleri yükseltici, rızkı yükseltici
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Dereceleri yükselten Arş'ın sahibi (Allah)tır...." (Mü'min, 15)
Resulullah buyuruyor:
"Kendisine haksızlık yapılan bir kul, buna sabrederse, Allah onun izzet ve
onurunu daha fazla artırır. Allah için alçak gönüllü olan kulu, Allah
mutlaka yükseltir"
Rafi ismi değişik şekillerde Kur'an-ı Kerim'de geçer. Ancak Ebu Hureyre'nin
rivayet ettiği hadis-i şerifte geçmekte olup bütün islam alimleri bunu kabul
etmişlerdir. Bu dünyada ve ahirette mümin kullarını yükselten O'dur. O
dilediğini yükseltir dilediğinide alçaltır. Kalpleri kendisine yaklaştırarak
yükseltir, nefisleri de kendinden uzaklaştırarak alçaltır. Allah, kaderine
razı olanı daha üstün makamlara yükseltir.
Yükselmek; yüksek makam ve mevkilere sahip olmak, iktidar olmak, miskin ve
yoksullara karşı büyüklenmek, malının çok ve işinin düzgün oluşuyla övünmek
demek değildir. Bu özelliklere sahip olmak, övgüyü ve yükselmeyi hak etmek
anlamına gelmez. Asıl şeref ve onur, yüksek mevki ve makam, Allah'ın
başarılı kılmasıyla elde edilendir. Böyle ve onur şeref, Allah'ı tasdik
etmeyi, emir ve yasaklarına uymayı, O'nun yolunda yürümeyi, kalbi
arındırmayı ve O'nunla sevinmeyi sağlar. Bu onura sahip olan kimse,
Rabb'inden karşılık bulur.
Allah'ın insanları yükselttiğini, ahirette müminlerin derecelerini
yükselteceğini, böylece onları mutlu kılacağını ve şereflerini artıracağını
ifade eder. Kur'an-ı kerim'de isim olarak yer almayan Râfi, esmâ-i hüsnâyı
sayan hadiste (Tirmiz, Da'vaat, 82) geçmektedir. Yükselmek isteyen O'nun
rızasını kazandıracak amellerle bu yoldaki özlemini ortaya koymalıdırlar.
Zira O dilemedikten sonra kimse kendiliğinden yükselemez.
Tenbih: Bu ismi bilen kişi, eğer iktidar sahibi bir kimse ise, Allah'ın
yükselttiği ve değer verdiği kimseleri yükseltmeli ve onlara değer
vermelidir. Eğer iktidar sahibi değilse, bu ismi kardeşlik ve dostluk için
kullanmalıdır. Allah'ın kendilerini yükselttiği ve değer verdiği kimselerle
arkadaşlık ve dostluk kurmalıdır. Eğer buna gücü yetmiyorsa, Allah'ın
yükselttiklerin sevmeli, alçalttıklarından da nefret etmelidir. Çünkü Allah
için sevmek veya nefret etmek, imanın bir gereğidir.
İhlasla "Yâ Râfi" diye bir müslüman bu isme devam etse, maddi ve manevi
dereceleri, yükselir, imkanlara kavuşur.
Muiz
Muiz : İzzet veren, yükselten
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve
dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini
alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin."
(Âl-i İmran, 26)
Muiz ve Muzil isimleri Kur'an'da isim olarak geçmez, sadece fiiil olarak
geçer. Allah kimi yükseltmişse onu aziz, kimi de alçaltmışsa onu da zelil
kılmıştır. Aziz veya zelil olmak dünyada geçekleştiği gibi âhirette de
gerçekleşir. Muiz, düşmanlarına karşı dünyada dostlarına destek verip onları
üstün kılan, âhirette de onları en güzel şekilde ağırlayı aziz kılandır.
Allah dostlarını, kendisine ibadet ve itaat etmede başarılı kılarak onları
onurlandırmış ve aziz kılmıştır. Zira Allah'a itaat etmekten daha üstün bir
izzet yoktur. Allah dostlarını: kanaatkarlıkla, amellerde samimi ve ihlaslı
olmakla, nefislerinin arzu ve istelerini terk etmekle aziz kılmıştır.
Mülkü dilediğine veren O'dur. Herkimin kalbinden perdeyi kaldırıp Cemalini
müşahede ettirirse kanaat nimetine gark ederek mahlukatından kimseye muhtaç
bırakmazsa, kuvvet ve teyid bahşederek nefsine onu ezdirmezse, işte onu aziz
kılmış ve daha dünyada iken ona mülkü vermiş olur.
Bu ismi şerifi 117 defa okumaya devam eden kimse dünya ve ahirette aziz
olur. Ona kötülük ve hakaret etmek isteyen fikir maksadından vazgeçmeye
mecbur olur. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın aziz kıldığı kulunu kimse zelil edemez.
İzzet öyle bir nurdur ki, o zalimlerin özlerini görmez kılar.
İhlasla "Yâ Muiz" diye bir müslüman bu isme devam etse, izzet ve şeref
sahibi olur.
Muzil
Müzil : Alçaltan, zillet veren, hor ve hâkir eden
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Gerçekten Allah, inkar edenleri hor ve aşağılık kılıcıdır." (Tevbe, 2)
"O gün, öyle yüzler vardır ki, zillet içinde aşağılanmıştır." (Gaşiye, 2)
Hor ve hakir edilme, Allah'ın inkarcıları uğrattığı "dünya azabı"nın bir
parçasıdır. Tüm hayatlarını başkalarına gösteriş yapmak, onlardan takdir
toplamak için sürdüren inkarcılar için 'hor ve aşağılık kılınma', son derece
büyük bir azaptır.
Allah pek çok ayetinde, ahirette inkarcılara alçaltıcı bir azap olduğunu
haber verir. Bu, inkarcıların dünya hayatındaki kibir ve büyüklenmelerine
karşılık Allah'ın takdir ettiği bir cezadır. Çünkü dünya hayatında
inkarcıların en büyük hedeflerinden biri, başka insanlar tarafından takdir
edilmektir. Bu nedenle de hayatlarını Allah'ı övmekle değil, kendilerine
övgü toplamakla geçirirler. Allah da bu beklentilerine karşılık olarak
cehennemdeki azaplarını bunun üzerine kurmuştur. Cehennemde en büyük yıkımı
ise insanların karşısında küçük düşüp aşağılanınca yaşayacaklardır.
Müzil, inkar edenleri dünyada kölelikle, cizye vermekle, alçaltmakla zelil
kılan, ahirette de onları cezalandırmakla ve ebediyen cehenneme de kalmakla
zelil kılandır. Allah asilere destek vermeyerek onları zelil kılmıştır. Bu
yüzden asiler günah bataklığına saplanmışlardır. Allah, bir kulunu zelil
kılmak istediğinde onu arzu ve isteklerine düşkün yapar, kendisiyle onun
arasına bir perde çeker ve onu kendisine dua etmekten uzaklaştırır.
Tenbih: Allah'ın emir ve yasaklarına aykırı davranarak zelil olmaktan
korkarlar, bu yüzden Allah'a itaatten ayrılmazlar. Buna karşılık Allah da
onları aziz kılar. Emir ve yasaklarına aykırı davrananları, kendisinin
belirlediği yolda yürümeyenleri ve kendisine düşmanlık edenleri de zelil
kılıp alçaltır.
Bu ismi 770 defa çeken düşmanını kahru perişan etmek hususunda Cenab-ı
kibriyanın yardımına nail olur. Düşman kötülüğünden, zalimin zülmünden
korkmaz. Her gün sabah erkenden bu esmaya devam ederse korktuğundan emin
olur.
Bir kimse bir zalimden veya hased eden, kin güden birisinden korksa "Yâ
Müzil" ismini 75 kere okusa daha sonra secde eylese ve secde de "Allahım
beni filan kişinin şerrinden emin eyle, koru" diye dua ederse Allahü teala
onu o adamın şerrinden korur.
Semi
Semi : Herşeyi layıkıyla duyan
Cenab--ı Hak buyuruyor:
"Şüphesiz Allah, isitendir, görendir." (Mümin, 20)
"Allah işitendir, görendir." (Nisa, 134)
Cenab-ı Hakkın sübuti sıfatlarından birisi de Semi'dir. Yani işiticidir.
O'nun işitmesi kulakla değil, kendine özgü kudretledir. Cenab-ı Hak kainatta
insan, hayvan ve bütün varlıkların seslerini bir anda işitir ve
değerlendirir.
Gizli veya açık söylenen her sözü eşit olarak işitendir. O'nun işitmesi
bütün sesleri kuşatmıştır.Varlıkların seslerini asla birbirine karıştırmaz
ve şaşırmaz. Birinin sesini işitmek, ötekinin sesini de işitmeye mani olmaz.
Talep edenlerin çokluğu, onu şaşırtmaz ve yanıltmaz.
Sem (işitmek) ile dört anlam kastedilir: Bunlar:
1) Bilmek, idrak etme anlamında işitmek. bu tür işitme seslerle ilgilidir.
"Gerçekten Allah, eşi konusunda seninle tartışan ve Allah'a şikayette
bulunan (kadın)ın sözünü işitti." (Mücadele, 2)
"Andolsun Allah; "Gerçek, Allah fakirdir, biz ise zenginleriz" diyenlerin
sözlerini işitmiştir." (Ali İmran, 181)
2) Anlama, akletme anlamında işitmek. Bu da anlamlarla işitmedir.
"Ey iman edenler, "Raina- Bizi güt, bize bak " demeyin, "Unzurna - Bizi
gözet" deyin ve dinleyin." (Maide, 41)
3) Cevap verme ve istenenleri verme anlamında işitmek.
Namazda rükudan kalkarken söylenen "Semi'allahü limen hamideh" (Allah,
kendisine hamd edeni işitti) duası.
4) Kabul etme ve uyma anlamında işitmek.
"Onlar, yalana kulak verenler..." (Maide 41)
Yüce Allah bizlere "işitmeyi", dinlemeyi" ve "uymayı" emretmekte ve müjdenin
bunlara ait olduğunu haber vermektedir.
Bir kimse perşembe günü duha namazını kıldıktan sonra hiç kimse ile
görüşmeden, konuşmadan "Yâ Semi" ismini 100 kere okuyup Allahü teala
hazretlerine hacetini arzeylerse Hak teala onun ihtiyacını giderir.
Basir
Basîr : Her şeyi gören, çok iyi gören
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır,
haberdar olandır." (En'am, 103)
"....Şüphesiz Allah, işitendir, görendir." (Hac, 61)
"...Allah işitendir, görendir." (Nisa, 134)
Allah her şeyi, herkesin yaptığını görür. Onun görmesine hiç bir şey engel
olamaz.
O'nu kendinden başka hiçbir göz O'nu kavrayıp ihata edemez ve fakat O,
gözlerin hepsini idrak ve ihata eder, görür, bilir. Gözler kendini
anlayamazken, onları anlayan, anlatan, gören, gösteren, gerçeği bilen ancak
O'dur. Gözler onu idrak ve ihata edemezken, O gözleri idrak ve ihata eder ve
aynı gerçek bütün idrak edilen şeylerde böyledir. Ve O lutuf sahibi ve her
şeyden haberdardır. Ve lutuf sahibi ve her şeyden haberdar olan ancak odur.
İdrakin nuru gibi her lutuf O'nundur. Her şeyi bilen, her doğru haberi veren
ancak odur. Gözler görmüyor diye, gözlerden, gönüllerden uzak,
ihtiyaçlardan, dileklerden, doğru doğru haberdar olmaz sanıp da O'ndan
dönmemeli, eğri yollara sapmamalıdır. O lutuf sahibi ve her şeyden haberdar
olan en görmeyen gözleri görür, en gizli, en duyulmaz sanılan şeylerden,
gönüllerin hiç kimselere açılamayan sırlarından ve eğilimlerinden
haberdardır. O, onlara kendilerinden yakındır. O'na ibadet etmek ve işleri
ısmarlamak için şart, O'nu görmek değil, O'nun görmesi, lutuf sahibi ve her
şeyden haberdar olması ve O'na ihlas ve tevhid ile zât ve sıfatlarına,
fiilerine ve lutuflarına iman edilmesidir.
Allah Teâla, yer ve göklerin her yerinde görülebilecek her şeyi Basîr
sıfatıyla kuşatmıştır ve onları görmektedir. O'nun için görülemeyen bir şey
yoktur.Hiç bir şey ondan gizli değildir. Allah'ın, kalpteki fısıltıları,
beyindeki oluşumları, fikirdeki gizlilikleri, kalplerdekini, zifiri karanlık
bir gecede kapkara bir taşın üzerinde yürüyen simsiyah bir karıncayı ve
çıkardığı sesi görür, duyar, bilir.
Allah'ın her şeyi gördüğünü bilen kimse, gizli ve açık her halini düzeltmeye
çalışır. Her durumda Allah'a karşı gelmekten korkar ve O'ndan utanır.
Allah'ın kendisini yasakladığı yerlerde bulmasından veya emrettiği yerlerde
bulmamasından kaçınır. Kendisinin daima Allah'ın gözetiminde olduğğunu
aklından çıkarmaz.. O'nun kendisini görmesini Hafife alarak günah işlemez.
İnsanların görmesinden utanıp, Allah'ın görmesinden utanmayan kimse, Allah'ı
Hafife almış olur.
Bâsir ismini bilmenin faydası, kişide murakebe hissini yaratmasıdır.
Murakebe: "Allah'ı görüyormuşçasın ibadet etmendir. Zira sen, Allah'ı
görmüyorsan da Allah seni görmektedir.
Bâsir ismini bilen kimse, varlık âlemiyle ilgili ayetlere, yer ve göklerdeki
olağanüstü düzene bakarak Allah'ın azamet ve yüceliğin düşünür, çevresine
daima ibretle bakar. Allah'ın güç ve kudretrini, hikmetini, derin ilmini ve
etkin iradesini gösteren yapılara bakarak O'na daha bir içtenlikle ve
güvenle ibadet eder.
Yüce Allah şöyle buyuruyor:
"...Göklerde ve yerde ne var? Bir bakıverin." (Yunus, 101)
"...Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin..." (En'am,
99)
"...Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et
giydiriyoruz?" (Bakara, 259 )
Hakem
Hakem : Hükmedici, bilgisi ve adaletiyle nihai hükmü veren.
"Allah size Kitab'ı açık açık indirmişken O'ndan başka bir hakem mi
isteyeyim? " (Enam, 114)
"... Allah aranızda hükmedinceye kadar bekleyin. O hakimlerin en iyisidir."
(Araf, 87)
Allah'ın bu ismi, bütün üstün sıfatları ve güzel isimleri içine almaktadır.
Çünkü işitmeyen, görmeyen ve haberi olmayan birinin Hakem olması mümkün
değildir. O, bu dünyada ve ahirette açık ve gizli olarak kulları arasında
hüküm verendir. Verdiği emirlerin, koyduğu yasaların, icra ettiği
hükümlerin, varlıklar üzerinde sözlü vefiili olarak uyguladığı kararların
hepsi O'nun gerçek hakim olduğunu göstermektedir.
Hakem ismi, O'nun zati sıfatlarındadır. Hüküm verme yetkisi sadece Allah'a
aittir. Hükmü elinde tutan, iyiyi kötüden ayırdeden ve verdiği hükmü
kimsenin bozamayacağı yegane merci O'dur. Kimseye zerre miktarı kadar
haksızlık yapmaz. Kimseye günahından fazla ceza vermez.
Allah'ın hükmüne karşı, hükmüne müracaat edilebilecek hiçbir hakem tasavvur
olunamayacağı gibi, ilâhî hükmü anlamak ve tebliğ etmek için de diğer
âyetlerin, mucizelerin delaleti, icazı, kitabın mucizesi kadar kuvvetli,
açık ve tafsilatlı değildir.
Kul hüküm yetkisinin yalnız Allah'a ait olduğuna inanmadıkça iman etmiş
sayılmaz.
Bir müslüman ihlasla, "Yâ Hakem" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse
onun eserlerine nâil olur. Sözü etkili olur. Davalarında başarılı olur. İlim
ve hikmet sahibi olur.
Tenbih: Her müslüman, Allah'tan başka Hakim ve Hakem olmadığını, O'nun bütün
fiillerinin dava ve hüküm; bütün sözlerinin hikmet ve vasiyetler olduğunu,
peygamberlerin hikmet kaynağı ve hikmet ehli kimseler olduğunu, Allah'ın
yalnız onlara hüküm verme yetkisi verdiğini, peygamberlerin dışında herkesin
onlara uyması gerektiğini bilmelidir.
Her müslüman, Allah'ın hükümleriyle hükmeden bir mahkemeye çağırıldığı zaman
bu çağrıya cevap vermek ve aleyhinde bir hüküm çıkması halinde buna uymak
zorundadır. Aksi halde zulmedenlerden olur.
Hakim ve yöneticiler, Allah'ın çizdiği sınırların dışına çıkmamalı ve
koyduğu yasaları çiğnememelidir. İnsanlar arasında adil davranmalı, kimseye
ayrıcalık tanımamalıdır. Aleyhlerinde bile olsa doğruluktan ayrılmamalı ve
hak ile hüküm vermelidirler.
Adl
Adl : Çok adaletli, mutlak adil.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır..."
(En'am 115)
Allah bütün söz ve fiillerinde mutlak adalet sahibidir. O'nun kararı doğru,
hükmü adildir. Nimet ve ihsanını dilediğine verir veya vermez. Aziz veya
zelil kılar, yükseltir veya alçaltır, ikram eder veya etmez, hemen yapar
veya veya erteler, yarar sağlar veya zarar verir, korur veya korumaz, zengin
veya fakir yapar, sağlık verir veya hastalandırır, bela verir veya beladan
muaf tutar. Allah, bütün bunları mutlak iktidar sahibi sahibi olması
nedeniyle dilediği şekilde, verdiği karara göre yapar. Eğer Allah, peygamber
ve nebilerin, kendisine en yakın meleklerin ve salih kulların da aralarında
bulunduğu bütün varlıklara, isyankar ve inkarcılara azap ettiği gibi azap
etse bu O'nun adaletinden sayılır.
Allah'ın bütün herkese azap etmesi adaletinden, merhamet etmesi fazlından,
onları iki guruba ayırması da hikmetindendir. Bu yüzden bazı âlimler şöyle
söylemişlerdir: "Allah'ın adaletinden Allah'a sığınırız. O'ndan ihsan ve
keremini isteriz, hikmetinin de iyi yönünü talep ederiz."
Her müslüman, Allah'tan başka mutlak adalet sahibi kimsenin olmadığını, her
adil sahibinin ve uyguladığı adaletinin Allah'tan geldiğini, O'ndan olmayan
her hükmün zulüm ve bâtıl olduğunu bilmelidir. Sonra da Allah'ın kendisi
için takdir ettiği ve uyguladığı (kaza)her şeyi kabullenmeli ve içtenlikle
O'na teslim olmalıdır. Bütün sözlerinde, fiillerinde ve hükümlerinde hiç bir
zaman adaletten ayrılmamalıdır.
Latif
Lâtif : Sonsuz lütuf ve kerem sahibi
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Allah kullarına lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir,
güçlüdür." (Şûra, 19)
Allah kullarına karşı lütuf sahibidir. Kulluğunu bilen, vazifesini doğru
yapan kullarına çok lütufkârdır. Onları çeşitli lütuflarla öyle mutlu kılar
ki akıllar onu kavramaktan acizdir. Her dilediğini bir şekilde rızıklandırır.
Kullarından her birini büyük hikmeti içeren "dilemesi"ne göre bir çeşit
lütuf ile seçkin kılar. Ve öyle güçlü, öyle azizdir ki her şeye ve herkese
karşı dilediği gibi iradesini uygulamaya, vaadini yerine getirmeye kadir ve
hiçbir sebep ve şekilde mağlup edilmez, her yönden galiptir. Onun için
dinini doğru tutan kullarını o korkunç "saat" geldiği zaman perişan etmez,
kuvvet ve izzetiyle türlü lütuflarından nasiplendirir.
O'nun lütfu sonsuzdur. Karşılık beklemeden yapılan lütuf Allah'ın lütfudur.
O'nun lütfuna erişen kimse hiçbir zaman perişan olmaz. Rabbimizin lütfu bize
ana karnında iken başlıyor, can boğazımıza gelinceye kadar sürüyor. Sonra da
mezarda, mahşerde, mizanda, sıratta ve cennette devam ediyor.
Hali değişen, fakir, garip, kimsesiz, hasta olan bir kimse abdest alıp iki
rekat namaz kıldıktan sonra "Yâ Lâtif" ismini 100 kere okuyup Allah'tan
hacet dilerse, ihtiyacının giderilmesini isterse Allah'da onun ihtiyacını
giderir.
Habir
Habir : Herşeyden haberdar olan
Cenab-ı Hak Buyuruyor:
"Allah bilendir, hikmet sahibidir." (Enfal,71)
"O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sahiptir. O, hüküm ve hikmet
sahibidir, herşeyden haberdardır". (Enam, 18)
"Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden
haberdardır." (Mülk, 14 )
"Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır." (Haşr Suresi, 18)
Yerde ve gökte daha bilmediğimiz birçok alemlerde ne kadar varlıklar varsa
onların bütün hareketlerinden Hz.Allah haberdardır. O'nun haberi olmadık
hiçbir şey mevcut değildir.
Herşeyi O yaratmıştır. Yaratan yarattığını bilmez mi? Bir duygu duyan, bir
şey düşünen, bir niyet eden, bir söz söyleyen, kasıtlı olarak bir iş yapan,
onu yaparken ne kadar gizlemek istese kendinden gizleyemez, vicdanında onu o
anda duyabilir. O halde onu ve bütün göğüslerin hakikatini, bütün mahlukatı
yaratan yaratıcı daha önce ve daha mükemmel şekilde bilir. O göğüsler, o
nefisler, o düşünceler, o kuvvetler, o fiiller ve o duygular bilgiyle, hep
Allah'ın yaratmasıyladır. O yaratmayınca kimsenin ne eli oynar ne dili, ne
hissi yürür ne fikri, ne vicdanı kalır ne kendisi. Bakarsın bir an içinde el
çolak olmuş, dil tutulmuştur. Fikir durmuş, akıl boğulmuştur. Gönül
kendinden geçmiş, ben böyle yaparım diyen nefis yerle bir olmuştur.
Yaratıcının yeni bir yaratma ile imdadı yetişmezse hiçbir yaratık onu
kendine getiremez ve o yaratmayı işletemez. Çünkü bir zerre, bir şuur, bir
şey yaratmanın dayandığı teferruatı bilemez. O, bütün sebepler silsilesini
kuşatan olgun bir ilim ve kudretin eseridir. Yaratıkların, yaratıcıdan bir
şey gizlemesine imkân yoktur. Bir yaratık kendinde sonradan meydana gelen
bilgiyi ve onun mânâsını ondan önce onu ve onda o bilgiyi bütün hakikatiyle
yaratan yaratıcının ilmine borçludur. Mahlûkta herhangi bir hadise meydana
gelir de onu, yaratan Allah bilmez olur mu? O, latif ve habirdir.
Allah'ın bu ismi, O'na imanı olan kullarının yalandan, hilekarlıktan ve edeb
dışı hallerden sakındırır.
O'na karşı gizliliğin mümkün olmadığını hatırlatır. Ayrıca da onu; bizzat
dua ve ibadet etmek yerine, ihtiyaçlarından doğrudan doğruya haberi olmaz
zannıyla kendisine dileklerini sunmak için vasıta ve aracılara başvurmak
gibi cahilane davranışlara meyletmekten de alıkoyar.
O, kullarının bütün ihtiyaç ve hallerine, şüphesiz tamamen, her an ve
vasıtasız olarak vakıftır.
Tenbih: Kul, bildiklerine aldanıp büyüklenmemeli ve şeytanın oyununa
gelmemelidir. Daima güzel ahlakla donanmalı, araştırmalı ve ilmin artırmaya
çalışmalıdır. Bütün amellerinde, sözlerinde ve gizli hallerinde Mevla'sından
haya ederek O'na isyan etmekten kaçınmalıdır. Allah'ın sıfatlarını,
hükümlerini, helal ve haramını öğrenmeli, kendisini O'na yaklaştıracak ve
mertebesini yükseltecek şeylerle uğraşmalıdır.
Bir müslüman ihlasla "Ya Habîr" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse
onun tecellisine mazhar olur. Kötü ahlaktan kurtulur. Zihni açılır.
Halim
Halim : Yumuşak huyluluk sahibi
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Şunu iyi bilin ki Allah gafûrdur, halîmdir." (Bakara, 235)
"Allah, kesinlikle tam bir bilgi sahibidir, halîmdir." (Hac 59)
"Şüphesiz O, halîmdir, çok bağışlayıcıdır." (Fatır, 41)
"el-Halim" kelimesi Kur'an'ın 15 yerinde geçmekte olup bunlardan on birinde
Allah'a izafe edilmiştir. "el-Halim" kelimesi tek başına kullanılmayıp altı
ayette "bütün günahları bağışlayan" anlamındaki "el-Gafûr", üç ayette
"hakkıyla bilen" anlamındaki "el-Alim", bir ayette "her şeyden müstağni
olan, kendi dışındaki her şeyin O'na muhtaç olduğu varlık" anlamındaki
"el-Gani", bir ayette de "az iyiliğe çok mükafat veren" anlamındaki "eş-Şekür"
ismiyle birlikte anılmıştır.
Halim, yumuşak ahlaklı, güler yüzlü demektir. Öfkesiz ve sabırlı demektir.
Cenab-ı Hak ne kadar yumuşak bir kudrete sahiptir ki günah yapan ve sabahtan
akşama kadar O'nu inkar etmekle uğraşan kullarına acele olarak azab etmiyor
ve onlara mühlet veriyor. Bu da bizim için büyük bir nimettir. Belki aklımız
başımıza gelir de tövbe ederiz. Rabbimiz de bizi bağışlar.
Hâlim, günahları bağışlayan ve cezalandırmada acele etmeyen, öfkesine
yenilmeyen, cahillerin ve asilerin isyanı kendisini öfkelendirmeyendir.
Halim ismi, gücü gücü olduğu halde bağışlayana verilir; gücü olmadan
bağışlayana bu isim verilmez.
Allah, Halim'dir. Cezaları erteleyen veya tamamen kaldırandır. Cezaların
kaldırılması yalnızca, cezayı hak etmiş bazı müslüman günahkarlara yönelik
olup, inkarcıların bununla bir ilgisi yoktur.
O, cezayı hak edenleri cezalandırmada acele davranmaz, tevbe etmeleri için
onlara süre verir. Dilerse, acil ceza verilmesi gereken günahlar için anında
cezalandırır. Ancak, O'nun hilmi, günahkarlara süre tanımayı gerekli
kılmaktadır.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları (hemen) cezalandırsaydı,
yeryüzünde hiçbir canlı yaratık bırakmazdı. Fakat Allah, onları belirtilmiş
bir süreye kadar erteliyor. Vakitleri gelince (gerekeni yapar). Kuşkusuz
Allah, kullarını görrmektedir." (Fatır, 45)
Bizler Halim Rabbimize iman edenler olarak yumuşak huylu tatlı dilli, güler
yüzlü, bal gibi sözlü olacağız. Su, yumuşacık ama kayaları deliyor. Kuru
ağaçların tepesine çıkıp çiçeğe dönüşüyor. İbrahim'in yumuşaklığı Nemrut'un
saltanatına son veriyor."Allah kahretsin" dediklerimizi Allah yok etseydi,
tek başımıza kalırdık. "Ya Halim" diyelim.
Bir müslüman ihlasla "Ya Halim" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse
onun tecellisine, eserlerine vasıl olur. Ahlakı güzelleşir. Sinirleri
yatışır. Afetlerden korunur. Kazancı artar.
Tenbih: Rabb'inin isyan edenlere karşı Halim olduğunu bilen her müslümanın,
emirlerine aykırı davrananlara ve kendisine karşı çıkanlara yumuşaklıkla
davranması ve cezalandırmada acele etmemesi gerekir. Nasıl ki Rabb'inin sana
yumuşak davranmasını istiyor ve seviyorsan, aynı şekilde sende elinin
altında bulunalara yumuşak davran. Sen böyle davranmakla Rabb'inin
hoşnutluğunu kazanır ve bol sevap alırsın.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı
sağlarsa, onun mükâfatı Allah'a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez." (Şura,
40)
Bu ismi bilen, Allah'a daha fazla sevgi besler, sözüne bağlı kalır, vaadini
yerine getirir. Gördüğü ayıpları örter, kimsenin hak ve hukukuna tecavüz
etmez.
Azim
Azim : Sonsuz azametli, en büyük ve ulu
Cenab-ı Hak buyuruyor.
"O, yücedir, büyüktür." (Bakara, 255)
"Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O yücedir, uludur." (Şura, 4)
Cenab-ı Hak azimdir. Fakat O'nun azameti ancak kendine malumdur. Kullar
O'nun büyüklüğünü tam olarak anlayamaz. Her namazın tesbihini çekmeden evvel
okuduğumuz ayetel kürsünün sonunda: "Vehüvel aliyyül azim" diyoruz. İşte
burada Allah'ın azameti, büyüklüğünün ne kadar sonsuz olduğunu düşünmemiz
lazım.
Bir toplumun büyüğü, kendisine karşı çıkılamayan ve emirleri üzerine hareket
edilendir. Ancak böyle olmakla beraber bu kimse zaman gelip çeşitli
nedenlerle zayıf düşer, aciz kalır, mağlup edilir, sahip olduğu
saltanatından ortada eser kalmaz. Oysa Allah Teala, mutlak güç sahibidir ve
hiçbir şey O'nu güçsüz kılıp aciz düşüremez. Karşı çıkılıp mağlup edilemez.
O gerçek büyüktür. Bu ismin başkaları için kullanılması mecazi anlamdadır.
Hakiki büyüklük Allah'a mahsustur.
O, her büyükten daha büyüktür. Bu yüzden hiçbir akıl, O'nun büyüklüğün
kavrayamaz. Yaratılan bütün varlıklar O'ndan birçok ilimler öğrenmiş olsa
bile, bu bilgiler sınırlı ve sonludur. Akılların, sonsuz nurunu kavramaktan
aciz kaldığı, anlayışların izzetinin aydınlığında kaybolduğu Allah ne
yücedir. Bütün her şey Allah'ın yüceliğine, büyüklüğüne ve kemaline göre bir
hiç gibidir. O'nun azametinin başlangıcı, yüceliğinin sonu yoktur.
Allah hiç bir şeye muhtaç değildir ve yarattığı her şeyde O'nun büyüklüğünü
görmek mümkündür.
Allah'ın azametini tefekkür eden insan; O'nun büyüklüğü karşısında gafletten
kurtulur, imanı kuvvetlenir; acz ve kusurlarını anlar. Alemin düzenliliğini,
yaratılış gayesini, verilen nimet ve güzellikleri, dünyanın geçiciliğini,
süt veren hayvanlardaki icazı, gece ve gündüzün dönüşümünü düşünen insan,
Allah'u Tealâ'nın sonsuz ihsanlarıyla kullarını nasıl donattığı karşısında
O'nun büyüklüğünü idrak eder.
Büyüklük ve ululuk yalnız ve yalnız Allah'a aittir. Bunların gerçekleri
kavranılamadığı gibı mahiyetlerinede ulaşılamaz. Resülullah (s.a.v)
buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri şöyle dedi: "Büyüklük benim örtümdür,
ululuk da elbisemdir. Kim bu iki şeyde benimle çekişirse ona azab veririm."
Bir müslüman ihlasla, inanarak ve yaşayarak "Yâ Azim" diye bu mübarek ismin
zikrine devam ederse onun tecellisine nail olur. İzzet ve şerefe kavuşur.
Şifa bulur. Korkulardan emin olur.
Bu ismi şerifi 1020 defa okumaya devam edene Cenab-ı Hak müşkülatını
giderecek bir kuvvet azime ihsan buyurur. Herkese karşı sözü etkili olur.
İtibari olup herkes ona hürmet eder ve saygı gösterir.
Ğafur
Ğafur : Kullarının günahlarını çok örten, onları cezalandırmayan ve bağışı
bol olandır.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı çetin, lütuf sahibi
Allah'tandır ki. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur, dönüş ancak O'nadır."
(Mümin, 3)
"Dikkat et! O, azizdir ve çok bağışlayandır." (Zümer, 5)
"Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver." (Hicr,
49)
"Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir." (Hacc, 60)
Allah, kullarını sadece bir kere değil defalarca bağışlar. Öyle ki, O'nun
bağışlaması sayılamaz. Kullarını dünya ve ahirette rezil etmeyen onların
günahlarını gizleyen, örten ve günahlarından dolayı cezalandırmayan. Allah,
iyiyi-güzeli açığa çıkaran, kötüyü, çirkini örtendir. Allah dünyada
üzerlerini örtmek, ahirette de cezasını vermemek suretiyle bunu örter. Allah
insanı üç türlü örtü ile örtmüştür.
İlk örtü; insanın ayıp ve çirkin görünen yerlerini gizleyen elbiseleridir.
İkincisi; insanın fikir, düşünce ve hayallerini kalbinde gizlemesidir.
Üçüncüsü ise; Allah kulunun günahlarını örtmüş, gizlemiş; günahlarını sevaba
çevirmiş, sanki hiç günah işlememiş gibi ahirette yalnızca sevaplarını yazan
kitaplarını vermiştir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor :
Kul, günahını itiraf eder ve tevbe ederse, Allah tevbesini kabul eder.
Açıktan günah işleyenler dışında ümmetimin tamamı affedilir.
Kim bir müslümanın hata ve günahlarını örterse, Allah da dünyada ve ahirette
o kimsenin hata ve günahlarını örter.
Tenbih : O'ndan başka kulların günahlarını bağışlayan kimse yoktur.
İçtenlikle tevbe eden, sanki hiç günah işlememiş gibidir. Kullar için
zorunlu olan, bağışlaması pek geniş olan Allah'tan günahlarının
bağışlamasını talep etmek ve hiç bir zaman ondan ümit kesmemektir.
Her müslüman, bir günah işlediğinde onu insanlardan gizlemeli ve asla açığa
vurmamalıdır. Günahlarını yalnızca Allah'a itiraf etmeli ve ondan bağışlanma
dilemelidir.
Bu ismi bilen her müslüman, kendi günahlarını örrtüp gizlediği gibi,
başkalarının da günahlarını örtüp gizlemeli ve açığa vurmamalıdır. Yüce
Allah'ın şu ayetini akıldan çıkarmamalıdır. "Allah'ın sizi bağışlamasını
arzulamaz mısınız? " (Nur, 22)
Bu ismi celilin 1286 defa tilavetine devam edenin günahlarını Cenab-ı Hak
afv ve mağfiret buyurur. Kendisine karşı gazab ve düşmanlık zarar ve tesir
etmez. Gazab anında kendini gören sukunet bulur. Hiddetinden eser kalmaz.
Şekur
Şekûr : Yapılan görevlere karşı bol karşılık veren
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Eğer Allah'a güzel bir borç verecek olursanız, onu sizin için kat kat
arttırır ve sizi bağışlar. Allah Şekûr'dur, Halim'dir. " (Teğabün, 17)
Şükür; teşekkür etmek, insanlık kurallarına uyarak nankörlük etmemek
anlamlarına gelir. Şükretmeyen, verilen nimetlerin kimler tarafından
verildiğini farketmeyn insan nankör bir insandır.
Şekûr, şükrü devam eden ve büyük-küçük ibadet ayrımı yapmaksızın şükrü bütün
itaat edenleri kapsayandır.
Gerçek şükür, nimet verene şükretmekle eksikliğini itiraf etmektir. Bu
yüzden Yüce Allah,
"Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın" (Sebe, 13) buyurunca,
Hz.Davud a.s.:
"Ey Rabb'im! Sana nasıl şükredeyim ki? Benim şükrüm bile senin bir
nimetindir" demiş,
Yüce Allah da şöyle cevap vermiştir:
"İşte şimdi Beni tanıdın ve Bana şükrettin ey Davud! Çünkü şükretmenin de
Benim bir nimetim olduğunu bildin".
Nimete şükürle karşılık vermek, nimetlerin daha da artmasına vesile olur.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"...Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım.." (İbrahim,7)
Şükrün üç temel şartı bulunmaktadır:
1. Nimet verenin verdiği nimeti kabul edip bunu ikrar etmek.
2. Verilen bu nimeti Allah'a itaat etmede kullanmak.
3. Allah'ın dilemesiyle bu nimetin ulaşmasına vesile olanlara teşekkür
etmek.
Cenab-ı Hak şükrü kabul eder ve karşılıksız bırakmaz. Şükrü şükürle ve ondan
daha fazlasıyla cevaplandırır. Böylece iyiliklerin çoğalmasına yol açar.
Kullarına, onlar tarafından şükrü ifade edilen nimetleri artıracağına dair
Allah'ın kesin vaadi vardır. Şükür yolunu tutanlar; kendilerine gelmiş olan
nimetleri, sebeplerden, vasıtalardan değil, ancak Allah'tan olduğunu itiraf
ederler. Çünkü onlar hediyeyi getiren uşaklara değil, gönderen efendiye
bakarlar. Gönüllerinden inanmışlardır ki, nimeti yaratan, kısmet eden,
gönderen, onunla meşgul olacak kuvvetleri, sebepleri veren, tertib eden
ancak Allah'tır.
Bazı Allah dostlarına:
"Şükür nedir" diye sorulduğunda;
"Allah'ın verdiği nimetlerle O'na isyan etmemendir" şeklinde cevap
vermişlerdir.
Her müslüman, mutlak Şekûr (Şükredilen)un Allah olduğunu, âlimlerin
ittifakıyla O'na şükretmenin farz olduğunu ve Allah'ın azı da çoğu da kabul
ettiğini bilmesi gerekir.
Bil ki, her aza ve organın kendisine has bir şükrü vardır.Nasıl ki dil şükür
sözcükleriyle Rabb'ine şükrediyorsa, diğer organlarda kendilerine göre
Rablerine şükretmelidir. Her aza ve organın şükrü, yaratılış amacına
göredir. Her organ, Allah'ın emrine uymada ve yasağından kaçınmakta
kullanılmalıdır. Buna göre:
Bedenin şükrü, organları Allah'a itaatin dışında kullanmamandır.
Kalbin şükrü, onu Allah'ı anma ve bilme dışında şeylerle meşgul etmemektir.
Dilin şükrü, onu Allah'tan başka kimseleri övme ve methetmede
kullanmamandır.
Malın şükrü, Allah'ın sevdiği ve hoşnut olduğu yerlerin dışında
harcamamandır.
Allah'a şükretme konusunda bunları bildikten sonra müslüman, insanlar
arasında kendisine iyilik yapanlara teşekkür etmeli ve şu hadis-i şerif-i
unutmamalıdır:
"İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a şükretmez"
İhlasla "Yâ Şekûr" diye bir müslüman bu isme devam etse, iyi ameller yapmak
nasip olur.
Aliyy
Aliyy : En üstün ve en yüksek
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O, yücedir, büyüktür." (Bakara, 255)
"Allah yücedir, büyüktür." (Nisa, 34)
"O, görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir." (Rad, 9)
Allah'ın yüceliğinin üstünde hiçbir yücelik yoktur. Bütün dereceler ve
mertebeler O'ndan aşağıdır. Allah, her üstün ve yüksek makamın daha
üstündedir. Zira varlıklar ya etkileyen veya etkilenendir. Etkileyen
etkilenenden üstündür. Allah Teâlâ, her varlığı etkileyendir. Bütün
varlıklara O'nun bir eseri ve etkilenenidir. Bu yüzden O, bütün varlıklardan
daha üstün ve yücedir.
Allah kendi zatında yücedir. Bu yüzden her şeyden daha yücedir. O'nun bu
yüceliği cihet ve mekan bakımından değildir. Zira O, cihet ve mekandan
münezehtir.
Allah'ın varlıklar üzerindeki üstünlüğüne, yüceliğine, büyüklüğüne inanıp
bunu müşahede eden kimse, bu sıfatın gereği olarak O'na ibadet eder.
Kalbinde sonsuzluk nuru ışıldar.
Allah Kuran'da kendisini bizlere tanıtmıştır: Tüm alemleri yaratan, kainatın
tek hakimi olan Allah uludur. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında
bulunanların yegane sahibi O'dur. O'ndan başka ilah yoktur, Allah insanların
şirk koştuklarından çok yücedir. Tüm mülk O'na aittir; O, herşeye güç
yetirendir. O, yüce makamların da sahibidir. O, ne bir eş edinmiştir, ne de
bir çocuk; Allah alemlerden müstağnidir. Kuşkusuz 'en güzel isimler' Allah'a
ait olduğu için O'nu eksiksiz olarak tarif etmek bir insan için mümkün
değildir. O'nu ancak kendisinin bize bildirdiği ile tanıyabilir, yüceliğini
ancak Kuran ayetleriyle takdir edebiliriz.
Allah, yücelerin en yücesidir. Namazımızın her secdesinde üç defa "Subhane
Rabiyel ala" diyoruz. Gerçi Rabbimiz bizim yüceltmemize muhtaç değildir.
Bizim yükseltmemiz, kulluk görevimizi ifa etmemiz için yapılan bir
vazifedir.
Kebir
Kebir : Mutlak büyük
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O, gaybı da, müsahede edileni de bilendir. Pek büyüktür, yücedir." (Ra'd,
9)
"Doğrusu Allah Yücedir, büyüktür." (Nisa, 34)
"Gerçekten Allah, Yücedir, büyüktür." (Hacc, 62)
"Şüphesiz Allah, Yücedir, büyüktür." (Lokman, 30)
"O, çok Yücedir, çok büyüktür." (Sebe, 23)
"Artık hüküm, Yüce, büyük olan Allah'ındır." (Mumin, 12)
O, her şey kendisinden daha küçük olan ve hiçbir şekilde, hiçbir çerçeveye
sığdırılamayan tek ve biricik büyüktür.
Mevla'nın büyüklüğü hudutsuzdur. Kendisinden başka O'nu bilen kimse yoktur.
O'nun büyüklüğünü anlayamayız. Ancak yarattığı şeylerin ne kadar büyük
olduğunu düşünürsek O'nun büyüklüğünü anlamış oluruz.
Kebir, büyüklük sahibi demektir. Büyüklük, zatın kemale kavuşmasından ve
varlığının mükemmel oluşundan ibarettir. Bu yalnız Allah için geçerlidir.
Bu sıfat mutlak olarak sadece Allah'a mahsustur. Yaratıklar için sadece
mecazi olarak kullanılabilir.
Hafiz
Hafiz : Koruyucu ve muhafaza edici
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk;" (Saffat,7)
"...Senin Rabbin, herşeyin üzerinde gözetici-koruyucudur." (Sebe,21)
"O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah'ın
emriyle gözetip-korumaktadırlar." (Ra'd,11)
"El-Hafiz" ismi Kur'an-ı Kerim'in 6 yerinde geçmektedir.
Melekler insanları Allah'ın emri ile korumaktadırlar. Bunun yanında
işlediklerinide kaydetmekte, böylece korumaya almaktadırlar. Allah,
dostlarını günah işlemekten ve şeytanın tuzaklarına düşmekten korur.
Allah, sıkıntı zamanında seni şikayet etmekten koruyan, nimet zamanında da
seni felaketlerden koruyandır.
Allah'ın bütün varlıkları koruması olmasaydı, varlığı mümkün olan hiçbir
şeyin varlığı devam etmezdi. Allah, bütün varlıkları tekrar yokluğa
dönmekten korumuştur.
En büyük koruma, kalpleri korumadır. Müslümanın dinini her türlü küfür,
nifak, fitne, sınırsız arzu ve isteklerden ve türlü bi'd'atlerden koruması
korumaların en büyüğüdür. Çünkü bu sayede müslüman, doğru yoldan ayrılıp
başka yollara sapmaktan kurtulur.
Bu ismin manası ancak Allah'ın yüceliğini ve kainatı koruma gücünü uzun uzun
düşünmekle bilinebilinir. Yoksa sadece lügattaki manasını düşünmekle değil.
Korumak iki yönden olur:
Birincisi, varlıkların belli bir zamana kadar devamını sağlamak, muhafaza
etmek ki, Allah gökler, yerler gibi fazla yaşayan varlıkların da, hayvan,
bitiki ve insan gibi ömrü az olan varlıkların da hafızıdır.
Mesela, yerden biten otu bile muhafaza etmiştir. Onun özünü korumak için ona
kabuk vermiştir. Bir kutu gibi onu, kabuğun içine saklamıştır. Yumuşak
kalması için de ona rutubet bahşetmiştir. Yalın kabukla korunmayacak şeyi,
ona diken vererek korumuştur.
İkincisi, birbirine zıt olan şeyleri birbirlerinin şerrinden korumak. Allah
bunları, kâh eşit kuvvette kılmakta, kâh mağlup olan tarafın imdadına
yetişmekle korumuştur. Bunu bir misal ile izah edelim:
Mesela, hararet rutubeti yok eder, kurutur. Mağup olduğu zaman, soğukluk
(bürudet) ve rutubet zayıflamaya hatta yavaş yavaş yok olmaya başlar.
Hararet ve kuruluk fazlaşır. Bunu önlemek için Allah başka bir cisimle o
rutubetin imdadına yetişir. Ona bir susuzluk verir, su içme ihtiyacını
duyar. Su içtiği gibi harareti bereraf edilmiş olur. Böylece vücutta gereken
denge temin edilmiş olur.
Bu ismi şerifi 988 defa okumaya devam eden; nsan ve cin şerrinden bela ve
afattan muhafaza olur.
Mukît
Mukît : Gıda veren, bakıp koruyan
Gıdalandıran, besleyen, bakıp gözeten, muktedir olan, her şeyin karşılığını
veren, gözetici ve şahit.
Herkese uygun olarak gıdalarını yaratan O'dur.
Çalışmanın, sebeplere sarılmanın ibadet olduğunu bildiğimiz için
çalışacağız, çalışırken Rabbin rızasını isteyeceğiz. Bize uygun gıdamız
bizim gölgemiz gibi bizi takip eder. Gölgenin peşinden gidenler sonuna
varamadan öldüler.
Midemizi helal ve temiz gıdayla, aklımızı şeriat ve tabiat ilimleriyle,
gönlümüzü Allah sevgisiyle gıdalandıralım.
Tenbih: Müslüman Allah'tan başka kulların ihtiyaçlarını karşılayan, işlerini
düzenleyip yürüten, onlara azık ve rızık veren olmadığını ve en üstün rızkın
akıl nimeti olduğunu bilmelidir. Müslüman, gücü yettiğince yakın-uzak ve
güçlü zayıf ayrımı yapmaksızın muhtaç insanların ihtiyaçlarını karşılamaya
çalışmalıdır. Önce yakınlarını tercih etmeli yoksa başkalarına yönelmelidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor: "Azık isteyene vermemek, kişiye günah
olarak yeter."
Kötü huylu çocuğu olan bir kimse "Ya Mukît" ismini 7 kere bir boş kaba okusa
ve o kabı su ile doldurup o kötü huylu çocuğuna içirse Allah'ın izniyle o
çocuğun huyu güzelleşir.
Bu ismi şerifi 550 kere okuyanın malında bereket hasıl olur.
Hasib
Hasib : Yaratılan varlıkların hesabını yapan ve bilen
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"...Hesap görücü olarak Allah yeter." (Nisa, 6)
"...Şüphesiz, Allah her şeyin hesabını tam olarak yapandır." (Nisa, 86)
"...Ve O, hesap görenlerin en süratli olanıdır." (Enam, 62)
"... Allah, hesabı pek seri görendir." (Bakara, 202)
İnsanların ahirette yaptıklarının karşılığını almak için bir hesap
kontrolünden geçmeleri lazımdır. İşte bu hesapları noksansız yapacak olan
Hz.Allah'tır. O'nun hesabı süratlidir. Bir anda bütün mahlukatın hesabını
görecektir. İmanı kuvvetli olanın hesabı göz açıp yumuncaya kadar kolay
olacak, imanı zayıf olanın hesabı ise çok sürecektir.
Bu ismin bir çok anlamı zikredilmiştir.
Parçaları bütünüyle bilen,
Hesap etmeden bilen
Bütün üstün niteliklere sahip olan,
Hiç bir eksiği ve kusuru olmayan,
Kıyamet günü kullarını hesaba çekecek ve sorgulayacak olandır.
O, kendi kereminden fazlasıyla verendir.
Her insan kendisini ağır hesaptan kurtarmak için çalışmalı, Allah'ın
belirlediği sınırlara dikkat etmeli, ahiretteki hesabının hafif olması için
daha bu dünyada iken kendisini hesaba çekip yanlışlarını düzeltmelidir.
İhlasla "Yâ Hasib" diye bir müslüman bu isme devam etse, gözden, zalimden
kurtulur. Duası kabul olur.
Celil
Celil : Ululuk, azamet ve büyüklük sahibi
Cenab-ı Hak Buyuruyor:
"Celal ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak" (Rahman, 27)
"Celal ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir." (Rahman, 78)
Celil ismi, Kur'an'da bu şekliyle değil, Zü'l-celâli ve'l-ikram olarak
Rahman suresinde iki yerde geçer.
Celalet ve ululuk ancak Allah'a mahsustur. Her yerde, her zaman hazır ve
nazır olan Allah'ın ilmi her şeyi kuşatır.
Her büyük O'nun büyüklüğünün yanında hiç bir anlam ifade etmez.
Allah'ı diğer insanlardan daha fazla tanıyan ariflerin pek çoğu bu isimlerle
O'nu dua etmeyi tercih ederler.
Bir müslüman ihlasla, inanarak ve yaşayarak "Yâ Celil" diye bu mübarek ismin
zikrine devam ederse, onun tecellisine, eserlerine nail olur. Saygı görür.
ahlakı güzelleşir. Zalimlerden kurtulur. Maddi ve manevi güce kavuşur.
Bu ismi bilmenin faydası
Allah'ın sana iyilik ve bağışta bulunup nimetler verdiği gibi sen de,
başkalarına iyililik yap ve bağışta bulun. İnsanların yaptıkları hataları
bağışla. Kötülükleri terk etmeyenleri güzelce terk et, kötülüklerini
iyilikle başından sav. Seninle ilşikisini kesenle sen ilişkini kesme. Sana
vermeyene sen vermeye devam et. Sana haksızlık edeni affet. Seni kötüleyen
ve sana sövene karşılık verme, sabret. Allah'ın sana iyilik yaptığı gibi sen
de başklarına iyilik yap ve sana kötülük edene iyilikle davran.
Kerim
Kerim : Çok cömert, hudutsuz ikram sahibi
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;" (Alak, 3)
"Ey insan, 'üstün kerem sahibi' olan Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan
nedir?" (Infitar, 6)
O vaad ettiği zaman sözünü yere getiren, verdiği zaman son derece çok veren,
ne kadar verdiğine ve kime verdiğine aldırmayandır. O'ndan başkasına muhtaç
olduğu söylendiğinde razı olmaz. Kendisine sığınan ve gönül vereni boş
çevirmez, rahmetine gark eder. Vesilelere ve şefaatçilere muhtaç bırakmadan
doğrudan doğruya kendisine iltica ettirir.
Cenab-ı Hak hiç şüphesiz Kerim'dir; O'nun ikramı hudutsuzdur. Yapacağı ikram
karşılıksızdır. İstediğine ikramda bulunur, istediğine bir dirhem vermez
olur. Bunu O'na kimse soramaz. Onun için her zaman Allah'ın keremine
sığınmamız menfaatimiz menfaatimiz icabıdır. O'nun bir keremi de azap
edeceği zaman kulunu bağışlamasıdır. Allah bizi o bağışa girenlerfden
eylesin.
Tenbih: Kendisine verilmiş olan yeteneğini kullanan ve görüp akleden bir
insan; kim tarafından yaratıldığını, kendi başına elde etmeye asla güç
yetiremeyeceği sayısız nimeti kimin verdiğini, algılama, düşünebilme,
akledebilme kabiliyetlerine nasıl sahip olduğunu düşünür. Bunları düşünen
insanın karşısına çıkan gerçek tektir: İnsanı var eden ve asla güç
yetiremeyeceği üstün nimetleri ona bağışlayan, son derece cömert olan
Allah'tır.
Bir Müslüman ihlasla, inanarak ve yaşayarak "Yâ Kerim" diye bu mübarek ismin
zikrine devam ederse onunu tecellisine, eserlerine nâil olur. Ahlâkı
güzelleşir. Kazancı artar. Her türlü şerden korunur. Günahları affolur.
270 defa okumak Cenab-ı Hakkın lütuf ve keremine vesile olur.
Rakib
Rakîb : Bakıp gözeten ve kendisinden hiçbir şey gizlenemeyen.
Cenab-ı hak buyuruyor:
"Allah her şeyi gözetler" (Ahzab, 52)
"Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir." (Nisa, 1)
"Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de
Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe
onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine
gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin. " (Maide, 117)
Rakib ismi, Kur'an-ı Kerim'in 3 yerinde geçmektedir.
Rakib, koruyup gözetleyendir. Öyleki hiçbir şey O'ndan kaybolmaz.
Gizlilikleri ve sırları bilen, görendir. Hiçbir söz ve gizli konuşma O'na
gizli değildir. Allah, unutmasının mümkün olmadığı mutlak ilmiyle bütün
varlıkları gözetleyip denetleyendir.
Her müslüman, Yüce Allah'ın kendini ve bütün varlıkları gözetlediğini,
onları murakebe ettiğini, bunun için herkese iki melek tayin ettiğini, bu
meleklerin insanın her sözünü ve her fiilini yazıp kaydettiğini, Allah'ın
ahirette ceza veye mükafatı bu murakebeye göre vereceğini bilmelidir.
Allah'ın kendisini gözetlediğine dair bilgisi kesinlik (yakîn) derecesine
ulaşan kimse, ömrünü boş ve yararsız işlerde harcamaz, alıp verdiği
nefesleri bile O'nun zikriyle almaya çalışır. Bütün davranış, işlerinde ve
sözlerinde O'nun emir ve yasaklarına uygun hareket ve davranışlarda bulunur,
insanlarlailişkilerini bu esas üzere düzenler. Rabbin kendisini
gözetlediğini unutmayan kalp, kalp ilimlerinde ileri derecelere ulaşır.
Bir kimse bu ismi "Yâ Rakib" kendi üzerine, yahut ehli veya evladı üzerine
veyahutda malı üzerine yedi kere okusa onlar Hak Tealanın emanında olur,
Allah onları emniyeti altına alır. (4)
312 defa okumak Allah tarafından rütbe ve mertebeye vesile olur, sır ve
hakikatlere erer, basireti açılır.
Mücib
Mücîb : Duaları kabul eden
Cenab-ı Hak buyuruyor.
"Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım.
Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da
Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki doğru yolu
bulmuş olurlar." (Bakara, 186)
Dua kulluk makamlarının en önemlisidir.
Duadan maksat bildirmek değil, kulluk göstermek; tevazu ve alçak gönüllülük
arz ederek müracaatta bulunmaktır. Maksat bu olunca, kaza ve kaderine rıza
ile beraber Allah'a dua etmek, insanlık hissesini tercih değil; Allah'ın
kudretine her şeyden fazla saygı duymaktır. Bu da en büyük makamdır. Bu da
en büyük makamdır.
İstenenin açıkça ifade edilmesi, duanın zaruretlerinden değildir. Zaman olur
ki edep ve yerini bilen huzur ehli için hâl, sözden daha edepli olur. "Ey
Rabbim huzurundayım, hâlim sana malum." demek, söyleyenin makamına, kalbinin
doğruluk ve ihlas derecesine göre, en belağatlı dualardan daha belağatlı
olur.
Dua hakkında naklî deliller o kadar çoktur ki, bunları ancak kâfirler inkar
edebilirler.
"Bana dua ediniz ki size icabet edeyim." (Ğâfir, 60),
"Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua ediniz." (A'râf, 55),
"Yoksa sıkıntıya düşen kimseye, kendisine dua ettiği zaman icabet eden mi?"
(Neml, 62),
"De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne kıymet verir?" (Furkan, 77),
"Hiç olmazsa böyle şiddetimiz geldiği zaman bari yalvarsaydılar. Fakat
onların kalbleri katılaşmıştır." (En'âm,43) gibi nice âyetler vardır.
Bunların sonuncusu gösteriyor ki Allah, dua edip istemeyenlere gazab eder.
Dua eden kimsenin gönlü, Allah'tan başkasıyla meşgul olduğu müddetçe
gerçekten dua etmiş olmaz. Allah'tan başka şeylerin hepsinden uzak olduğu
vakit de Hakk'ın birliğinin marifetine dalar. Bu makamda kaldıkça kendi
hakkını düşünme ve insanlık nasibini talepten kaçınır, bütün vasıtalar
kaldırılır ve o zaman Allah'ın yakınlığı hasıl olur. Çünkü kul, kendi
arzusuna yönelik olduğu sürece Allah'a yaklaşamaz, o arzu engelleyici bir
vasıta olur. Bu, kaldırıldığı zaman ise: "Ben işimi Allah'a bırakıyorum.
Şüphesiz ki Allah kullarını görür." (Ğâfir, 40/44) âyetindeki havale, tam
bir samimiyetle ortaya çıkmış bulunur. Göz, Hakk'ın gözü olarak görür;
kulak, Hakk'ın kulağı olarak işitir; kalb Hakk'ın aynası olarak bilir,
duyar, ister. O zaman milyonlarca sebeplerin, asırlarca zamanların
yapamadığı şeyler, Allah'ın dilemesi hükmüyle, "ol" demekle oluverir.
İşte Cenab-ı Allah bu konudaki bütün şüpheleri defetmek ve kullarını irşad
için duanın önemine işaret ederek oruç emrinden sonra Peygamberine buyuruyor
ki: Kullarım sana benden sorarlarsa ben yakınım, bana dua ettiği zaman, dua
edenin duasına cevap veririm. Öyle ise onlar da benim emirlerime candan
icabet edip, tutunsunlar ve bana inansınlar... doğruca arzularına
kavuşabilsinler."
Müslüman daima Allah'a muhtaç olduğunun bilincinde olmalı ve yalnız O'na
güvenip dayanmalıdır. O'nun duaları işittiğini, başına gelen bela ve
musibetleri bildiğini, sıkıntı ve zorluklardan haberdar olduğunu unutmamamlı
ve ümitsizliğe kapılmamalıdır. Dua yaptığı ve talepte bulunduğu istekler,
kendisini Allah'a yaklaştıracak istekler olmalıdır.
İhlasla "Yâ Mücib" diye bir müslüman bu isme devam etse, insanlar tarafından
sevilir, duası kabul olur.
55 defa okuyanın meşru duaları kabul olunur.
Vasi
Vasi : İlmi ve rahmeti geniş ve sınırsız, geniş olan
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Allah geniş olandır, bilendir."" (Bakara, 247)
Bu isim, Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde geçmektedir.
Allah, Kuran'da 'göklerin ve yerin Rabbi' olduğunu bizlere bildirir. Bütün
genişliğe sahip olanın da Kendisi olduğunu söyler. Allah her yere istiva
etmiştir. Allah'ın mülkü geniştir. Nimetleri tükenmez, rahmetinin sınırı
yoktur, bağışlaması da çok geniş olandır. Kullarının tüm ihtiyaçlarını onlar
hiçbir şey yapmadan karşılayan Allah'ın rahmeti ve merhameti sonsuzdur.
'Vasi' sıfatı özellikle müminler üzerinde çok yoğun olarak tecelli eder.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Allah'ın rahmeti ve merhameti son derece
geniştir. İnanan kullarını rahmetiyle sarıp kuşatmıştır ve dünyada onları
tüm düşmanlardan korur.
Allah'ın sıfat ve nitelikleri pek çok ve geniştir. O, var olan her şeyi
kuşatmıştır. Bu yüzden hiç kimse O'na gereği gibi hamd ve sena edemez. O,
ancak kendisini övdüğü gibidir. Yüceliği, iktidarı, mülkü, fazlı ve keremi,
iyilik ve ihsanı, cömertlik ve keremi pek geniştir. O'nun varlığı bütün
zamanları, hatta zaman öncesini ve sonrasını bile kuşatmıştır. Zira O
öncesiz ve sonsuzdur. O'nun bilgisi bütün bilgileri kapsamıştır. Bir bilgi,
O'nu öteki bilgilerle uğraşmaktan men etmez. O'nun gücü bütün güçlerin
üstündedir. Hiçbir güç O'nu başka bir güçle meşgul etmez. Hiçbir durum, O'nu
başka bir durumla ilgilenmekten men edemez. O'nun işitmesi, işitilen bütün
sesleri kapsayacak genişliktedir. Hiçbir ses ve dua, O'nu başka ses ve
duaları işitmekten men edemez. O'nun sıkıntıda olan birisine yardım etmesi,
başkalrını ihmal etmeye veya yardımı ertelemesine mani olmaz.
Bu ismi şerifi 137 defa okuyanın zor işleri kolaylaşır. Darlıktan genişliğe,
esaretten hürriyete kavuşur.
Hakim
Hakim : Hikmet ve hüküm sahibi, yerli yerine koyan
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O, Aziz, Hakimdir." (Haşr Suresi, 24)
Yüce Allah yegane hüküm ve hikmet sahibidir: "Kulları üzerine hikmet
gereğince galebe ve tasarruf sahibidir, tedbirinde yegane hüküm ve hikmet
sahibidir ve kullarının gizli hallerinden haberdardır. Allah'ın emir ve
yasakları bir hikmete dayalıdır. Allah, kayıt, sınır tanımayan bilgisi
sayesinde insan için neyin yararlı, neyin zararlı olduğunu bilir. O halde
inananlara neyi emrediyorsa onların yararına, onları nereden sakındırıyorsa,
o şeyler onların zararınadır.
O, yarattığı her şeyde, yarattıklarını yerli yerine koymasında ve o yeri
onun için hazırlamasında iyiliği bol olan, çok cömert, Hâkim veadalet
sahibidir.
Kur'an-ı Kerim'de 97 yerde geçer.
İhlasla "Yâ Hakim" diye bir müslüman bu isme devam etse, ilim ve hikmet
sahibi olur. Rızkı genişler.
Vedud
Vedûd : Seven, bütün mahlukatın hayrını isteyen, onlara ihsan eden.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim
çok merhametlidir, çok sever" (Hud, 90)
"O, çok bağışlayan ve çok sevendir." (Buruc, 14)
Kur'an-ı Kerimde Yüce Allah kendini iki yerde Vedûd olarak tanıtır. Vedûd
kelimesi iki anlama gelmektedir. Nimetleri gereği kullarını sevendir. Çünkü
O, kendisine tevbe eden ve yönelen kimseyi sever. Yine O, sevilendir .
Kul Allah'ın gayretiyle Rabbi'ni sevince, Allah'ta onu bir başkasının
sevgisiyle mükafatlandırır. İşte bu, gerçekte tam bir ihsandır. Çünkü sebep
de O'dur, müsebbeb de O'dur. Bundan maksat karşılıklı sevgi değildir. Bu
ancak kullarından şükredenleri ve şükürleri sebebiyle Allah'ın onları
sevmesidir. Bunların hepsi kulun maslahatı ve iyiliği içindir. Sevgiyi
yaratan ve onu müminlerin kalbine yerleştiren yüce Allah çok mübarektir.
Daha sonra O, bu sevgiyi dostlarının kalbinde öyle bir noktaya ulaştırır ki,
artık bu noktada diğer bütün sevgiler çok küçük ve değersiz bir hale gelir
ve onların bağından kurtulurlar, bela ve musibetler onlara hafif gelir,
ibadet ve taatlerin zorlukları onlara zevk verir ve sonunda sevgilerin en
yücesi olan Allah sevgisini, Allah rızasını elde etme ve Allah'a yakın olma
gibi çeşitli kerametlerden dilediğini elde eder.
Allah'ın Vedûd ismini bilen her müslüman, insanlarla sevgi ve muhabete
dayalı ilişkiler kurmalı, itaat ve ibadetlerle Allah'ın sevgisini kazanmaya
çalışmalıdır.
Tenbih : Kullardan bu isme ve vasfa layık olan o kişidir ki, Allah'ın
mahlukatına karşı daima iyilik murad eder. Kendisi için arzuladığını onlar
için de arzular. Hatta onların menfaatlerini kendi menfaatlerine tercih
eder.
Bu ulvi duygu ancak, zor anlarda, insanların kin ve öfkeleri ile
karşılaşıldığı hallerde ortaya çıkar. Onların kötülükleri, onlara karşı
iyilik istenmesine mani olmaz.
İki kişi arasında bir ihtilaf meydana gelirse bir yemek üzerine "Yâ Vedûd"
ismini 1000 kere okuyup sonra o yemeği o muhalefet eden kimseye verirse ve
yedirirse aradaki anlaşmazlık ortadan kalkar.
Bu ismin 20 defa okunması insanların kalblerinin ona muhabet beslemesine,
her yerde hurmet ve kabul görmesine, aradaki buğz ve düşmanlığın kalkmasına,
birbirlerini sevmelerine ve dost olmalarına neden olur.
Mecid
Mecid : Şanı büyük ve yüksek, ikramı çok, yüce
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Arş'ın sahibidir; Mecid (yüce)dir." (Buruc, 15)
"Şüphesiz ki O, övülmeye lâyık olandır, Mecid'dir." (Hud, 73)
Kur'an-ı Kerim'de ikisinde Kur'an ismi, ikisi de Allah'ın ismi olarak 4
yerde geçmektedir.
Allah'ın şanı tüm kainatta kendini apaçık delillerle göstermektedir. O'nun
şanının yüceliğini tanımayan hiçbir insan yoktur. O'nu inkar edenler,
"inanmıyoruz" diyenler bile O'nun yarattıklarına şahit oldukları için
aslında gücünü ve şanını tanıyıp bilirler. Ancak içlerindeki büyüklenme
arzusu sebebiyle inkar ederler. Allah'ın kainatta yarattığı muhteşem
güzellikler de, kusursuz sistemler de O'nun şanına yaraşır şekildedir.
Gökyüzünde tonlarca ağırlığında su taşıyan bulutlar, milyonlarca ışık yılı
uzaklıkta bulunan yıldızlar, büyük bir gürültüyle ve inanılmaz bir güçle
akan şelaleler, uçsuz bucaksız genişlikteki okyanuslar, zirvesi karlarla
kaplı olan binlerce metre yükseklikteki dağlar, içinde birbirinden değişik
renkte ve seste sayısız canlı türleri barındıran ormanlar, O'nun yarattığı
güzelliklerden yalnızca birkaç tanesidir. Birkaç saniyede bir şehri yerle
bir eden deprem, bir anda patlayarak binlerce derecelik ısıdaki lavlarını
boşaltan bir volkan, herşeyi önüne katıp götüren sel, düştüğü anda isabet
ettiği yere ölüm getiren yıldırım, her şeyi yıkıp geçen bir tayfun yalnızca
O'nun gücünün göstergeleridir. Allah hepsini şanına yaraşır şekilde
yaratmıştır. Onun yarattıkları ise kendilerine bu azaplardan herhangi biri
dokunduğunda bir daha kalkmamak üzere oldukları yere çöküverirler. Allah'ın
kainatta yarattığı muhteşem güzellikler de, kusursuz sistemler de O'nun
şanına yaraşır şekildedir. Gökyüzünde tonlarca ağırlığında su taşıyan
bulutlar, milyonlarca ışık yılı uzaklıkta bulunan yıldızlar, büyük bir
gürültüyle ve inanılmaz bir güçle akan şelaleler, uçsuz bucaksız
genişlikteki okyanuslar, zirvesi karlarla kaplı olan binlerce metre
yükseklikteki dağlar, içinde birbirinden değişik renkte ve seste sayısız
canlı türleri barındıran ormanlar, O'nun yarattığı güzelliklerden yalnızca
birkaç tanesidir. Birkaç saniyede bir şehri yerle bir eden deprem, bir anda
patlayarak binlerce derecelik ısıdaki lavlarını boşaltan bir volkan, her
şeyi önüne katıp götüren sel, düştüğü anda isabet ettiği yere ölüm getiren
yıldırım, herşeyi yıkıp geçen bir tayfun yalnızca O'nun gücünün
göstergeleridir. Allah hepsini şanına yaraşır şekilde yaratmıştır. Onun
yarattıkları ise kendilerine bu azaplardan herhangi biri dokunduğunda bir
daha kalkmamak üzere oldukları yere çöküverirler. Sayılanlar ve burada daha
sayılamayan milyonlarca örnek yalnızca Allah'ın şanının büyüklüğünün
evrendeki delilleridir. Ahirette görülecek olanlar ise bunların çok üstünde
olacaktır.
Allah, bağışı, ihsan ve ikramı pek geniş olandır. Bu ismi bilen, daima
Allah'ı yüceltir. O'nun hakkındaki bilgisi artar. Allah'ın iyiliğinin güzel,
bağış ve ihsanının bol, üstünlüğünün aşılmaz ve hiçbir fiilinin çirkin
olmadığına kesin bir bilgiyle inanır.
Mecid, Macid ile birlikte aynı anlama gelmekle beraber mübalağa ifade eder,
daha geniş anlamlıdır. Mecid ismi Cenab-ı Hakk'ın sübuti sıfatlarındandır.
Bu ismi okumaya devam eden bir kimse, umulurki ululuktan berhudar olur. Eğer
bir kimsenin kendi akrabası arasında kadri ve izzeti olmazsa bu ismi sabah
namazından sonra 99 kere okuyup kendi üzerine üfürse akrabası arasında aziz
ve muhterem olur.
Bâ'is
Bâ'is : Öldükten sonra dirilten
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki şükredesiniz." (Bakara, 56)
"Ancak dinleyenler icabet eder. Ölüleri, onları da Allah diriltir. Sonra
O'na döndürülürler." (En'am, 36)
"Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çıkarıyor; yeryüzünü ölümünün ardından O
canlandırıyor. İşte siz de böyle çıkarılacaksınız." ( Rum, 19)
Öldükten sonra tekrar dirilmeye "ba'su ba'de'l-mevt" denir. İslam'ın altı
iman esaslarından biridir.
Her müslümanın, Allah'ın kıyamet günü ölüleri dirilteceğini, onlara yeniden
hayat vereceğini ve tekrar yaratacağını bilmesi zorunludur. Yüce Allah Yasin
suresinde inkarcılarla inananların yeniden diriliş karşısındaki tavırlarını
bize şöyle haber vermektedir.
Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O
Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru
söylemişler" derler." (Yasin, 52)
Hiç şüphesiz Allah, kıyamet günü bütün ölülere haya verecek, kabirlerde
olanları diriltecek ve onları yaptıklarından sorguya çekecektir.
Çevremize baktığımızda her sonbahar tüm doğanın bir nevi 'ölüm' yaşadığına
şahit oluruz. Bu 'ölüm' bütün bir kış mevsimi boyunca da sürer. Ancak
ilkbahar geldiğinde ağaçların kupkuru olmuş dallarında yeniden rengarenk
çiçeklerin, yemyeşil yaprakların çıktığını görürüz; tüm doğanın canlanarak
yeşillendiğini fark ederiz. Üstelik bu 'ölümden sonra diriliş' binlerce
senedir hiç aksaklık göstermeden devam eder.
Tenbih : Kul, Allah'ın bu ismini öğrenince kendisini ve ailesini cehaletten
kurtarmak için gerçek hayatı oluşturan ilim ve bilgiyi elde etmeye
çalışmalıdır. Böylece kalbi yakînle (kesin bilgi) ile, dili zikirle ve
azaları salih amellerle hayat bulur. Allah, aziz kitabında bilgi sahibi
olanlarla bilgisizleri, dirilerle ölülere benzetmektedir."Ölü iken kalbini
diriltip, insanlar arasında yürürken onunu aydınlatacak bir nur verdiğimiz
kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp çıkamayan kimsenin durumu gibi midir?"
Kuşkusuz bir kimseyi cehaletten kurtarıp bilgi sahibi yapmak, ona yeniden
hayat verek ve daha güzel bir hayata kavuşturmak demektir. İnsanlara ilmi
ile faydalı olan ve onları Allah'a davet eden herkesin bir nebze de olsa bu
tür diriltmede payı bulunmaktadır. Ancak bu peygamberlerin ve onların gerçek
varisleri olan alimlerin ulaştığı bir mertebedir. bu açıktır ve bu konuda
herhangi bir ihtilaf yoktur.
Bu ismi şerifi 573 defa okuyanın işleri düzelir, maksat ve meramına erişir.
Şehid
Şehid : Her şeyi anında gören, her şeye şahit olan
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Doğrusu Allah, her şeyin üzerinde şahid olandır." (Hac, 17)
"Şahit olarak da Allah yeter." (Nisa, 79)
Kur'an-ı kerim'de 20 yerde geçmektedir. Her şeye şahit olan, kendisinden
hiçbir şey saklanamayan, hiçbir şey saklanamayan, hiçbir şeyi unutmayandır.
Kim ne yaparsa, ne zaman yaparsa, nasıl yaparsa Allah onu yaparken görüyor.
Müslüman bütün hayatı boyunca ve bilhassa namazda Allah'ı görüyor gibi
olmalıdır. Her ne kadar Allah'ı göremiyorsa da Allah onu görmektedir.
Allah ezeli ve ebedidir. Mutlak olan tek varlıktır. Zamana ve mekana bağımlı
değildir. Bu nedenle geçmiş ve gelecek kavramları Allah katında birdir.
Allah geçmişte olan bütün olayları da gelecekte olacak olanları da bilir.
Kainatın ilk yaratıldığı andan itibaren, yok olacağı kıyamet gününe kadarki
son ana kadar her şeye şahit olandır. Yaşanan her olayı, yapılan her
konuşmayı bilir. Allah katında gizli olan hiçbir şey yoktur. O'nun için
gündüzün aydınlığı da gecenin karanlığı da birdir. Cahil olan insan gece
karanlığının günahlarını gizleyeceğine, hiç kimse tarafından görülmeyeceğine
ve bilinmeyeceğine inanır. Oysa Allah insana her an, her yerde şahittir. Tek
başınayken de milyarlarca insanın arasındayken de insanın durumu Allah
katında aynıdır. Allah tüm insanların her an, her saniye kalplerindeki
niyete, akıllarından geçen her düşünceye şahit olandır. Dünyada insanların
yaşadıkları her olaya şahit olan Allah hesap gününde onlara yapmakta
olduklarının tam karşılığını, eksiksizce verecektir. Allah'ın kendisini
görmeyeceğini, konuşmalarını duymayacağını zannedenler ve gizli günahlarının
karşılarına hiçbir zaman çıkmayacağını düşünenler, kıyamet gününde ne kadar
yanıldıklarını anlayacaklardır. Zira Allah bir insanın doğduğu andan son
nefesini verdiği ölüm anına kadar yaşadığı her olaya tüm ayrıntıları ile
şahit olmuştur. "Allah, hepsini dirilteceği gün, onlara neler yaptıklarını
haber verecektir. Allah, her şeye şahid olandır.
Kul, görünen ve görünmeyen bütün hareketlerinin Allah'ın ilmi tarafından
kuşatıldığını ve her türlü davranışı sırasında O'nun ilminin hazır olduğunu
bildiği zaman, bu, o kula, Allah'ın hoşuna gitmeyen her türlü fikir ve
düşüncelere karşı bir iç murakebe yaptırmasını gerektirir. Dış dünyasını da,
Allah'ın hoşuna gitmeyecek her türlü söz ve davranıştan korur. Böylece ihsan
makamında Allah'a ibadet etmeye başlar ve Allah'ı sanki görüyormuş gibi
ibadet eder. Her ne kadar o, Allah'ı göremese de Allah onu görür.
Eğer, bir kimsenin oğlu kendine itaat etmezse şehadet parmağını onun eli
üzerine koyarak "Yâ Şehîd" dese Allah'ın izniyle itaatkâr olur.
Hakk
Hakk : Doğruluğu asla değişmeyen
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Hak geldi; bâtıl yok oldu." (İsra, 81)
"Allah'in hiç şüphesiz hak olduğunu bileceklerdir." (Nur, 25)
"Allah, hakkın ta kendisidir." (Hac, 62)
"Hak, Rabbinizdendir."(Kehf, 29)
Kur'an-ı Kerim'de kelime ve türevleri olarak 285 ayette geçer. İslam
nazarında Hakkın kaynağı ilahi iradedir. Hakkın kaynağı Allahü Teâlâ'dır.
Hak, inkarı mümkün olmayan, ispat edilmesine gerek duyulmayan, varlığı kabul
edilendir. Buna göre yüce Allah'ın varlığı kabul edilmesi gereken şeylerin
ilkidir. O'nun varlığı, kabul etme emri henüz insanlara gelmeden kabul
edilmiştir. Bu yüzden varlığı inkar edilemez. Bütün varlık alemi, O'nun
varlığının apaçık delilidir. Yüce Allah'ın her sözü ve fiili haktır. O'nunla
buluşmak haktır. O'na dayanan ve dayandırılan her şey hak ve gerçektir. O,
Hak olmakla gerçeklerin gerçeğidir. O'nu bilmek, bilgilerin en gerçeğidir.
O'nu ikrar etmek sözlerin en gerçeğidir.
Bir kimse bir şeyi kaybetse, bir parça kağıt üzerine "Ya Hakk" lafzını yazsa
ve geceleyin o kağıdı eli üzerine koyup gökyüzüne baksa o zayi eylediği şeyi
Allah'ın izniyle bulur.
Vekil
Vekil : Her şeye vekil
Cenab-ı Hak buyuruyor.
"Vekil olarak Allah yeter." (Nisa, 81)
" 'Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!' dediler." (Al-i İmran, 173)
"Benden başka vekil edinmeyin" (İsra,2 )
Vekil, vekalet verenin ihtiyaç duyduğu bütün şeyleri adına yapmaya yetkili
kıldığı kimsedir.
Rabbimiz vekilimizdir. Bütün işlerimiz O'nun kudretiyle cereyan etmektedir.
O ne güzel vekil ve ne güzel yardımcıdır. Ancak tedbir almamız, ondan sonra
Rabbimize vekaletimizi vermemiz gerekmektedir. Tedbiri almadan takdire
küsmek haksızlıktır.
Allah iman sahibi olan, samimi kullarına karşılaştıkları her türlü durum ve
şartta Kendisine güvenmelerini söyler. Nitekim tüm peygamberler Allah'ın
dinini anlatırken, birçok zorlukla karşılaşmış, hitap ettikleri topluluklar
çoğu zaman onlara düşmanlıkla karşı çıkmışlardır. Ancak elçiler, Allah'ın
birliğini, O'nun emir ve yasaklarını anlatma konusunda her zaman cesur ve
kararlı bir tutum sergilemişlerdir. Hep Allah'ı vekil edinmişler, yalnızca
O'nun hoşnutluğunu gözetmişlerdir.
Tevhidin hakikatini anlamak için kul, kalbini işlerden uzak tutmalı, bütün
işleri Allah'a havale etmeli, bu işlerin sıkıntı ve zorluklarıyla kalbini
meşgul etmemelidir. Vekil olan Allah pek zengindir. Vekil'in pek zengin,
vefakar ve cömert olduğuna göre Mevla'na ibadet etmeye yönel. Allah'ı
tanıyan kimsenin, bütün işlerinde O'na tevekkül etmesi ve her işini O'na
havale etmesi gerekir.
Kavi
Kavi : Her şeye gücü yeten, kudretli olan
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"...Doğrusu O, kuvvetlidir; azabı da pek çetindir." (Mümin, 22)
"Allah güçlüdür. O'nun cezası şiddetlidir" (Enfal, 52)
Cenab-ı Hak kuvvetli ve kudretlidir. O'nun kuvvetine hiçbir kuvvet karşı
gelemez; kudretine hiçbir güç dayanamaz. Her şey O'na kolay gelir; hiçbir
şey O'na güç gelmez. Kuvvet ve kudret O'ndadır. O'nun kuvvetine sığınmak
boynumuzun borcudur.
Tarih boyunca Allah çeşitli kavimlere elçiler göndermiş, onlar vasıtasıyla
insanlara kendi isteklerini bildirmiştir. Gönderilen elçiler de tek ilahın
Allah olduğunu, yalnızca Allah'tan korkup sakınmak ve O'nun emirlerini
yerine getirmek gerektiğini kavimlerine tebliğ etmişlerdir. Ancak
bildirildiği üzere, kavimlerin çoğu inkara sapmış, elçileri yalanlamış ve
Allah'ın azabını hak etmiştir. Her dönemde Allah'ın gönderdiği elçileri
inkar eden, onlara mümkün olduğu kadar zorluk çıkaran, sıkıntı vermeye
çalışan inkarcılar, Allah'ın azabını görünceye kadar bu tutumlarından
vazgeçmemişlerdir. Bu önemli gerçeği kavrayamayan inkarcılar, asla
erişemeyecekleri bir büyüklük hevesi içerisinde olmuşlardır. Allah'ın
dilediğinde tek bir fırtınayla tüm mallarını yok edebileceğini, şiddetli bir
yağmurla ekinlerini helak edebileceğini, bir mikropla tüm yakınlarını
öldürebileceğini ve daha bunun gibi ellerindeki gücü, serveti yok edebilecek
sayısız sebebi göz ardı etmişlerdir. Sonuç olarak yeryüzünde de, ölümden
sonra ahirette de Allah'ın azabı ile yüz yüze gelmişlerdir.
Allah'ın güç ve kuvvetini bilen, kendi güç ve kuvvetiyle övünmeyi terk eder,
Yüce güç sahibine yönelir. Bu isim kişiye, Allah'ın heybet ve ihtişamını,
yüceliğini bilmeyi ve gücüne dayanmayı öğretir.
"El Kaviyyu" ismi şerifini 116 defa tilavet edenin maddi ve manevi kuvveti
artar. Şanı yüce, nüfusu cari olur. Kaviyyu isminin sırrına mahzar olur.
Metin
Metin : Çok sağlam, kuvvetli
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Hiç şüphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Allah'tır" (Zariyat,
58)
Metin, güç ve kuvvetli azalmayan, güçsüz düşmeyendir. Bu durum yalnız Allah
için geçerlidir. O'nun dışındaki bütün varlıklar, zamanla güçlerin kaybeder
ve zayıf düşerler. Bu değişim, Allah için imkansız varlıklar için mümkündür.
Allah'ın güç ve kuvvetini bilen, kendi güç ve kuvvetiyle övünmeyi terk eder,
Yüce güç sahibine yönelir. bu ismi bilen, dini bağlarını güçlendirmeli,
bilgilerini artırmalı, hiç bir şekilde sarsılmayan sağlam ve kesin bir
inanca sahip olmalıdır.
Hiçbir iş Allah'a zor gelmez. Hiçbir şey O'nu aciz bırakmaz. Hiçbir şey
O'nun idaresine karşı gelemez. Hiçbir şey O'nun kuvvetinden kurtulamaz.
Bir kimse "Yâ Metîn" ismini okumaya devam etse ümit olunur ki, çetin işler
ona kolaylaşır. Bir kimse "Yâ Metîn" ismini bir yemek üzerine yazsa ve sütü
az olan kadına yedirse sütü çok olur.
Veli
Veli : Mü'minlere dost, yardım eden, destek veren
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Allah, iman edenlerin Veli'si'dir, Onları karanlıklardan nura çıkarır..."
(Bakara, 257)
"Allah, iman edenlerin Veli'si'dir; kâfirlerin ise, velisi yoktur."
(Muhammed, 11)
Kur'an-ı Kerim'de 13 yerde geçmektedir.
Mümin ve Salih kullarını seven, onlara dost ve sahip olan, onlara hayır
yollarını açan ve bu hususta kendilerini başarılı kılan. O'nun Salih kulları
için Veli oluşu bir vakıadır; mümin ve müttaki insanların hayat
tecrübelerinde onlara sağladığı destek ve bahşettiği başarı ile tekrar
tekrar gözlemlenmiş bir gerçektir.
İnsanın hem dünyada hem de ahrette tek bir gerçek dostu vardır. Bu dost onu
hiçbir zaman bırakıp gitmez, asla terk etmez, her zorlukta yanındadır ve ona
yardımcıdır. Doğduğu günden öldüğü güne kadar daima onunla birliktedir. Onu
düşmanlarına karşı korur. Onun için herkesten daha güvenilirdir, daima
karşılıksız armağan edendir. Kuşkusuz bu dost Rabbimiz olan Allah'tır. Allah
müminlerin en çok güvendiği, en yakın dostudur. Kendisine inanan insanları
her türlü eksiklikten ve hatadan arındırır, onlara çok seçkin bir yaşam ve
ahrette de hiç tükenmeyecek olan mülkünü vaat eder. İnsan hayatı boyunca
gerçekten güveneceği, her durumda sıkıntısını gideren, zengin ve muktedir
bir insan ya da bir güç arayışı içindedir. Fakat bunu ararken zaten
kendisini yaratmış, yaşamını sürdürmesini sağlayan, büyük kuvvet sahibi, her
şeyi yapmaya kadir olan Rabbimizi unutur. Kendisine kötülükten başka hiçbir
katkısı olmayan, ahrette de cennette bir pay sahibi olmasını engelleyen
şeytanı dost edinir. İşte bu, onun için karanlık bir dünyanın
başlangıcıdır.Allah'a iman eden, imanında da samimi olan insanlar ise artık
içinde hiç mağlubiyeti olmayan şerefli ve hayırlı bir hayatın içine
girerler. Çünkü Allah inananlara dinine ve sözlerine sadık oldukları sürece
zafer nasip edecektir. Asıl büyük karşılığı ise ahrette onlara verecektir.
Allah inananların dünyada ve ahretteki tek gerçek dostudur.
Müslüman, kendisini dost edineni dost edinmeli ve ona yardım etmelidir.
Müslüman, kendilerinden olmayan kimseleri sırdaş ve dost edinmemelidir.
Kul'un Allah'a dost olması demek, O'na inanması, O'ndan gelen her şeyi
doğrulayıp tasdik etmesi, emirlerini uygulaması, yasaklarından kaçınması,
yalnız O'na güvenip dayanması, açık ve gizli, bolluk ve darlık gibi bütün
hallerinde O'na teslim olması, yalnız O'nu ve Resulünü sevmesi demektir.
Allah, hidayetini, yardımını ve marifetini dostlarından asla esirgemez.
Hamid
Hamid : Hamd edilen, övülen, övgüye layık bulunan, öven
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O'dur ki, onlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir ve rahmetini
serip-yayar. O, Veli'dir, Hamid'dir." (Şura, 28)
Hamid, hamd edilmeyi hakeden, hamda layık olandır. Çünkü O, vardı ve bütün
varlıkları ve insanı yoktan var etti. Sonra iki üstün nimeti akıl ve hayatı
insanda topladı. sonra ona sayısız nimetler verdi ve onu, bütün varlıklara
üstün kıldı. Ona çalışma izni verdi. O halde O2ndan başka kim hamd edilmeye
hak eder? Kim O'nun kadar hamde layık olur? Hayır bütün övgüler ve hamdler
sadece O'nadır, başkasına değil. Bütün bu minnet ve bağışlar başkasından
değil sadece O'ndandır.
Kainatta yaşayan tüm bitkiler ve hayvanlar, Allah'ın yeryüzünde kendilerini
yerleştirdiği şekilde yaşarlar. Böylelikle Allah'ı tesbih edip O'nu
yüceltirler. Denizin dibinde yaşayan bir balık da, çölde yetişen bir kaktüs
de büyük bir teslimiyetle yaşamını sürdürür. Allah'ın kendileri için takdir
ettiği şekilde yaşamaları, O'nun kurduğu düzeni asla bozmamaları tüm
canlıların Allah'ı tesbih ettiklerini gösterir. Gökyüzündeki ve yeryüzündeki
herşey, tonlarca suyun bir araya getirilmesiyle oluşan denizler, binlerce
metreye uzanan dağlar ve gökyüzünde sürüklenen bulutlar, ardı ardına çakan
şimşek ve gök gürültüsü de Allah'ı tesbih edip yüceltir. O'nun sonsuz ilmini
ve gücünü insanlara gösterirler. Fakat iman etmeyenler onların bu
tesbihlerini kavrayamazlar. İman edenler de Allah'ın yüceliğini ve
büyüklüğünü kavrayarak Rabbimizi tesbih eder, büyüklüğünü ve yüceliğini
kavrayarak, kendilerine lütfettiği nimetler için Allah'a şükrederler. Çünkü
verilen her türlü nimet karşılığında kendilerinden istenen yalnızca
şükredici, hamd edici birer kul olmalarıdır.
Hamd, övmeyi ve hamd edileni sevmeyi gerektirir. O'nu seven ama O'nu
övmeyen, O'na hamd etmiş olmaz. Her müslüman, mutlak hamd ve övgünün yalnız
Allah'a ait olduğunu bilmeleridir. O, bütün övgüleri hak eden ve her övgüye
layık olan tek varlıktır. Bize verdiği bütün nimetlere karşı O'na hamd
ederiz. Nimet vermese de biz, her halükarda bilinen ve bilinmeyen her hamdle
O'na hamd ederiz. Müslüman bu ismi bilmekle, Allah tarafından övülen
davranışlar kazanmalı, çalışmalı ve kendisine üstün ahlak edinmeli, bunlarla
çelişen davranışları terk etmeli, anlamsız ve faydasız şeylerden
kaçınmalıdır.
Muhsi
Muhsi : Her şeyin sayısını, teferruatıyla bilen.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"(Allah) onların nezdinde olup bitenleri çepeçevre kuşatmış ve her şeyi bir
bir saymıştır." (Cin, 28)
Muhsi, Hakk'ın her şeyi tek tek ve bütün ayrıntılarıyla bilmesi demektir.
Kul, Cenab-ı Allah'ın muhafazasını emrettiği hususların kendisindeki
mevcudiyetini korumak için bu isme ihtiyacını hisseder.
Muhsi, insanların ilimlerinin kuşattığı ve kuşatamadığı bütün olayların
sayısını ve miktarını bilendir. O, canlıların alıp verdiği her nefesi,
rızkı, insanların itaat ve günahlarını, yakınlığını, yağmur ve kum
tanelerinin sayısını, bütün bitkileri, hayvan türlerini, ölüleri ve
canlıları bilendir. Kısaca Allah, bütün varlıkların sayısını kalanları ve
yok olanları bilendir. Bu sıfat Allah'ın insanlar gibi çoklukları nedeniyle
varlıkların sayılarını idrak etmekten aciz olmadığını ispatlamaktadır. O,
bütün varlıkları ve sayılarını bilendir.
Bu isimle ahlaklanmış kul, hak ve ödevlerini gözetmekle, halini
değerlendirdiği ölçütü elinden düşürmeyen kuldur; böylece nefeslerini ve
vakitlerini kontrol eder.
Copyright © 2006 - Bursa Ulu Camii
Coded By : Bekcan Web Tasarım
Bursa Ulu Camiine Sponsor Olmak İçin Tıklayınız...